(743 S. K. m. 8, 517, 519, 522) (2644 S. K. m. 35) (2675 S. K. m. 22) (2510 S. K. Ek m. 33) (YHGK 10.02.1993 T. 1992/2-717 E. 1993/39 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda, mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacının murisi olduğunu iddia ettiği Cemal'in Bulgaristan dan Türkiye'ye geldikten sonra 29.4.1978 de Türk Vatandaşı olarak öldüğü nüfus kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Davacı ve kardeşi Sevinç ise, babaları ile birlikte Türkiye'ye gelmemişler, babalarının ölümünden sonra Türkiye'ye gelmiş ve Türk Vatandaşlığına geçmişlerdir. Taraflar arasındaki ihtilaf, Türk Vatandaşı olarak ölen kişiye, mirasın açıldığı tarihte Bulgar Vatandaşı olan kızlarının mirasçı olup olamayacağı noktasındadır.
Müteveffa ile davacı ve kardeşi, mirasın açıldığı tarihte ayrı ayrı devletlerin tabiiyetinde bulunduğu için, uyuşmazlığın çözümünde Devletler Hususi Hukuku ile ilgili kuralların uygulanması lazımdır. Türkiye Cumhuriyetinin benimsediği, kazai ve ilmi içtihatların da teyit eylediği sisteme göre, Bir Türk Vatandaşına, Türk uyruklu olmayan yabancının mirasçı olabilmesi için o kimsenin memleketinde, kendi vatandaşlarına bir Türkün mirasçı olabileceğinin kabul edilmiş olması gerekir (2675 sayılı Kanun 22; 2644 sayılı Tapu Kanunu 35).
Türk Yabancılar Hukukunun kuralları ırk esasına göre değil, vatandaşlık esasına göre düzenlenmiştir. Davacının ve kardeşinin Türk soylu olması kuralın uygulanması bakımından sonuca etkili olamayacağı gibi (YHGK.nun 10.2.1993 tarihli, 717-39 sayılı kararı) 16.6.1989 tarihinde yürürlüğe giren 3583 sayılı Kanunla 2510 sayılı Kanun'a eklenen ek 33. maddenin de olayla bir ilgisi yoktur. Miras, 29.4.1978 tarihinde açılmış olup, söz konusu kanun daha sonra yürürlüğe girmiştir.
"Miras, ölüm ile açılır" (MK. 517). "Ehil olmayanlardan başka herkes kanuni mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimse olabilir" (MK. 519). "Mirasçı olabilmek için murisin vefatında mirasçılığa ehil olarak sağ olmak lazımdır" (MK. 522). Buradaki ehliyet, Medeni Kanunun 8. maddesinde kurala bağlana hak ehliyeti olup, ancak kanunların müsaade ettiği nisbette sonuç doğurur. Şu halde, bir kimsenin mirasçı olabilmesi için mirasın açıldığı tarihteki hukuki durumu önemlidir. Mirasın açıldığı anda mirasçı olmayan kimsenin sonradan statüsünün değişmesi mirası iktisap eden diğer mirasçıların haklarını azaltmaz.
Dosya arasında bulunan Adalet Bakanlığının 12.6.1990 tarihli yazısında, gayrimenkul mallara mirasçılık bakımından mirasın açıldığı anda davacı ve kardeşinin vatandaşı oldukları Bulgaristan'la, Tapu Kanunu'nun 35. maddesinde yer alan mütekabiliyet şartının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu yönler gözetilmeden davacı ile kardeşi Sevinç'in gayrimenkullere de mirasçı olabileceğinin kabulü ve yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Davalının temyiz itirazlarının açıklanan sebeplerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacının ve murisin diğer kızı Sevinçin Türk asıllı oldukları gibi, bilahare de Türk Vatandaşlığına alındıkları da anlaşılmakla kararın onanması gerektiği düşüncesindeyiz.
Full & Egal Universal Law Academy