(1086 S. K. m. 95, 427) (743 S. K. m. 242, 295, 298, 301, 303, 376)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Davacı Mehmet Y., davalılardan Sunam Y. ile evlilik dışı beraberliğinden doğan 1979 doğumlu Hüseyin'in zuhulen diğer davalılar Mehmet ile Mercan T.'ın çocuğu olarak nüfusa kaydedildiğini belirterek, gerçek babasının Kendisi olması nedeniyle babalığının hükmen tayinine ve bütün hüküm ve neticeleri ile Hüseyin'in kendi nüfusuna tesciline karar verilmesini istemiş, talep aynen kabul edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı küçüğün, davalılar Mehmet ve Mercan çocuğu olarak nüfus sicilinde kayıtlı olduğunu, onların evlilikleri içinde doğduğunu, nesebi Mehmet tarafından red edilmedikçe davanın dinlenemeyeceğini, babalık davasında davacının sıfatı bulunmadığını, davada küçüğün kayyımla temsil edilmesi ve Cumhuriyet Savcısının da hazır olması gerektiğini ileri sürüp Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 427/6. maddesi uyarınca hükmün bozulmasını istemektedir. Dava niteliği itibariyle Nüfus sicilinin düzeltilmesi ve babalık davasıdır. A) Medeni Kanunun 242. maddesi uyarınca evlilik içinde doğan çocuğun babası koca olup, aynı kanunun 303. maddesine göre ancak nesebin reddine dair hüküm oluştuktan sonra babalık davası açmak mümkün ise de küçük Hüseyin'in nüfus sicilinde anası gözüken Mercandan doğmadığı iddia edildiğinden dava mani bulunduğu yönündeki temyiz itirazı yerinde değildir. B) Davanın niteliği itibariyle nüfus siciline göre anne ve babası olarak yazılı kişilerle arasında yarar çatışması bulunan küçüğü Hüseyin'in Medeni Kanunun 376 ve 298. maddeleri uyarınca tayin olunacak bir kayyımla temsil ettirilmemesi usule aykırıdır.
2- Babalık davası açma hakkı münhasıran anne ve çocuğa aittir. (MK. m. 295) Babalık davasının yasaca belirtilen davacılarının dışında bu hakkın yorum yoluyla genişletilerek babaya da tanınması mümkün değildir. Bu itibarla baba olduğunu iddia eden kişinin aktif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın reddi gerekir. (Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 15.12.1993 gün ve 1993/11751-12275 sayılı kararı)
3- Babalık davası ancak irs ve nesep ilişkisinin kuşkuya yer bırakılmayacak şekilde açığa çıkarılması halinde kabul edilebilir. (MK. 301) Tarafların kabulü sonuç doğurmaz.(HUMK. 95/2) Mahkemece, tarafların ve tayin edilecek kayyımın tüm delilleri toplanıp, küçüğün anne ve baba olduğu iddia edilen kişilerin babalığa ve analığa esas teşkil edecek kan ve doku testleri yaptırılıp, deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
4- Talep, nüfus kayıtlarında düzeltmeyi de kapsadığından, davanın, nüfus idaresi temsilcisi ve Cumhuriyet Savcısının huzurunda görülmemesi usul ve kanuna aykırıdır.
1- Nüfus sicilinde davalı Hüseyin'in anası ve babası olarak kayıtlı olan kadının gerçek ana olmadığı iddia edildiğinden, çocuğun nüfus sicilinde ana olarak kayıtlı Mercanın evliliği içinde doğduğunun ve nesebi koca tarafından red edilmedikçe babalık davasının dinlenemeyeceği görüşü ile bu konunun da bozma sebebi kabulü gerektiği yönündeki istemin REDDİNE,
2- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin B bendinde açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonucuna etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. 14.11.1996 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy