(743 S. K. m. 507) (818 S. K. m. 242)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Miras bırakan kendisine ait taşınmazın 1/2 payını yararına bağış yapılan davalının kendisinden önce ölmesi halinde mülküne dönmesi koşuluyla bağışlamıştır.
Davada miras bırakanın saklı payları zedeleme amacıyla yaptığı bağışın indirime (tenkise) tabi tutulması istenmiş, mahkeme belirtilen kazandırıcı işlemi ölüme bağlı kazandırma kabul ederek Medeni Kanun'un 507/3 maddesi gereğince indirime tabi tutmuştur.
Geri dönme (rücu şartı ile) bağışlamada bağışlananın bağışlayandan önce ölmesi halinde bağış konusunun Medeni Kanun'un 507/3-4 maddelerinden hangisine göre indirime tabi tutulacağının tespiti sorunu çözümleyecektir. Borçlar Kanunu'nun 242. maddesinde öngörülen bağışlananın bağışlayandan önce ölmesi halinde dönme koşulu, öğretideki üstün görüş doğrultusunda, bozucu koşula bağlı bir bağışlamadır. Bu tür bağışlamalarda (olayımızda olduğu gibi) bağışlayan bağışladığı şeyi sağlığında bağışlanana devir eder. Bağışlayan bu bağışından bağışlananın kendisinden önce ölmesi halinde dönme olanağına sahiptir. (Özel dönme koşulları bu kuralın dışındadır.)
Bu nedenle buradaki koşulun bozucu koşul olduğu kabul edilmektedir. (Tandoğan Borçlar Hukuku, Özel Borç ilişkileri C. 1/1 4. bası. sh. 367 vd; Kocayusufpaşaoğlu Miras Hukuku 1987 3. bası. sh. 126; İ. ve E. Miras Hukuku 1995 3. bası sh. 106).
Bozucu koşula bağlı (infisahı şart) hukuksal işlemlerde hukuksal işlem hüküm ve sonuçlarını doğurur, ancak kararlaştırılan şart gerçekleşirse yapılan işlem öncesine etkili olmak üzere bozulur. (infisah) bir başka anlatımla ortadan kalkar.
Bu açıklamaların ışığı altında geri dönme koşuluyla (BK. m. 242) yapılan bağışlama işleminin sağlar arası hukuki işlem olduğunun kabulünde zorunluluk vardır. Bağışlanan kişinin bağışlayandan önce ölmesi halinde bağış konusu şey terekeye döner. Mirasçılar terekeye giren şeydeki miras paylarını alma olanağına kavuşur. Terekedeki bir mal için tenkis davası açılması düşünülemez. Şey kendiliğin terekeye dönmemiş ise mirasçıların bağışlanan kişi aleyhine miras nedeniyle istihkak davası açma hakları doğar.
Medeni Kanun'un 507/3. maddesinde yer alan ve mutlak tenkise tabi olduğu belirlenmiş bulunan bağışlayanın kayıtsız ve şartsız rücua hakkı olan bağışlamalar ile bu davanın konusunu oluşturan bağışlamanın ölüm şartına bağlı bağışlama arasında tenkis edilebilmesi açısından bir ilişki yoktur.
Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulaması da bu yöndedir. (2.H.D. 28.4.1992 gün 2866-4837 sayılı, 8.6.1995 gün 5658-6770 sayılı, 29.3.1979 gün 993-2563 sayılı kararları) Dairenin aksi yönde oluşan 16.5.1995 gün 4974-6746 sayılı kararı, kararlılık kazanan uygulama ve öğretideki kabul şekline uygun bulunmamaktadır. Dairenin bu paralelde başkaca kararı da bulunmamaktadır. Yeniden yapılan değerlendirme sonunda yerleşmiş görüşten ayrılmayı gerektiren bir olgu da tespit edilmemiştir.
O halde bağışlananın önce ölümü halinde dönme koşuluyla yapılan borçlar yasasının 242. maddesine uygun bağışlamalarda bozucu koşulun gerçekleşmesi halinde indirim davası söz konusu olmaz, bozucu koşulun gerçekleşmesinin olanaksız duruma gelmesi halinde (bağışlayanın bağışlanandan önce ölmesi) ise hukuki işlem sağlar arası işleme dönüştüğünden
Medeni Kanun'un 507/3. maddesiyle öngörülen koşulsuz indirime tabi ölüme bağlı kazandırma olarak değil, maddenin 4. fıkrasıyla öngörülen sağlar arası kazandırma olarak değerlendirilerek indirim koşullarının varlığının araştırılması gerekir.
Belirtilen nedenlerle açıklanan yönlerin dikkate alınmaması, işlemin ölüme bağlı kazandırma olarak kabul edilerek mutlak indirime tabi tutulması doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Temyize konu hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy