(743 S. K. m. 453, 454, 457, 520) (1086 S. K. m. 381, 388)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 1- "Yakın kan hısımlığı ve aile münasebetlerinden doğan bağlar, kanun koyucuları, bazı kanuni mirascılara, miras hisselerinin belirli kısmı üzerinde, murisin iradesiyle bertaraf edilemeyen bir hak tanımaya zorlamıştır. Kanunun öngördüğü istisnalar (MK. 457-520 vd) dışında murisin iradesi ile bertaraf edilemeyen bu hakka, mahfuz hisse (MK. 453); kendilerine böyle bir hak tanınan kimselere de mahfuz hisse sahibi adı verilir. İşte bu hakkı murisin ihlal ve tecavüzlerine karşı koruma davalarına tenkis davası denmektedir. İsviçre-Türk "Medeni anununda mahfuz hisse kanuni bir miras hakkı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır." Böylece mahfuz hissesine tecavüz edilen kişinin bir alacaklı değil, miras hakkı ihlal edilen kişiolarak değerlendirilmesi zorunluluğu ortaya çıkar. Tenkis davası bir miras payının tamamlanması davasıdır.
Tenkis davası tasarrufa konu malın lehtarın eline geçmiş olması halinde eda istemini de kapsar. Tenkis kararı bu hali ile iki kısımda mütalaa edilmelidir. Birinci kısım muris tasarruflarının mahfuz hisse sınırına indirilmesini emreder ve o tasarrufu değiştirir. İkinci kısım ise lüzumu halinde mahfuz hisseyi tamamlamayı (edayı) emreder. İşte kanunu yorumlarken bu özellikleri dikkate almak haklar dengesi bakımından önem kazanmıştır.
Medeni Kanunun 502. ve müteakip maddelerinde tenkis davası düzenlenmiştir. Hangi tasarrufların tenkis edilebileceği, hangilerinin öncelikle ve hangi sıra ile tenkise tabi tutulacağı belirlenmiştir. Mahfuz hisseye tecavüz olup olmadığının değerlendirilme biçimi bu bölüm de açıklanmıştır.
Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberrü) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesini etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır.
Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. (MK.454) Miras bırakanın Medeni Kanunun 453. maddesinde belirlenen mahfuz hisseye tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır.
Mutlak olarak tenkise tabi Tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 507. maddesinin 1,2 ve 3 fıkrasında gösterilenler) veya mahfuz hisseyi ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 512. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 503. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 505. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (SABİT TENKİS ORANI) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olmayacağı (MK.506) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 506. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalın tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenir ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilir.
Şu halde mahkemece yapılacak iş;
1- Miras bırakan A.B.'in 9.5.1986 tarihli vasiyetnamesinde yer alan temlik tasarrufu hissesinin değeri ile her bir davalıya yapılan fazla teberru değeri vasiyecinin ölüm tarihi itibariyle bulunmalıdır.
2- Vasiyetnamede yer alan temlik tasarrufunun tümünün değeri ile her biri davalıya yapılan fazla teberrü değeri arasında kurulan oran olan abit tenkis oranında davacı yönünden taşınmazların ayrı ayrı bölünebilirliği araştırılmalıdır.
3- Sabit tenkis oranında temlik konusu taşınmazlardan bölünebilen olursa bağımsız bölüm halinde taraflar adına ayrı ayrı tesciline karar verilmelidir.
4- Tasarrufa konu taşınmazlar sabit tenkis oranında bölünemiyorsa Medeni Kanunun 506. maddedeki tercih hakkı gündeme getirilerek davalılardan tercih hakkı sorulmalıdır. Bu nedenle davalılar vekilinin böyle bir durum ortaya çıkmadan tercih kullanmış olması hukuki sonuç doğurmayacaktır.
5- Davalılar tercih hakkını tenkisi lazım gelen miktarın kıymetinin verilmesi şeklinde kullanırlarsa 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malların ayrı ayrı tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara uygun değerleri belirlenecektir.
6- Belirlenecek bu değerler ile sabit tenkis oranı çarpıcı ile bulunacak olan naktin davalılar tarafından ödetilmesine karar verilecektir.
7- Davacı A.A.'ın dava sırasında öldüğü ve mirasçıların davaya dahil edildiği gözetilerek hüküm tesisi edilmelidir.
8- Diğer Yandan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388/5. maddesi, hükmün sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yükletilen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer, birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesini emredici kural olarak getirmiştir. Gerekçeli kararın da kısa karara uygun düzenlenmesi zorunludur. (HUMK. m. 381/2).
Dava dilekçesi, bilirkişi raporu gibi herhangi bir belgeye atıf yapılarak hüküm kurulamaz. Gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekir. Mahkemece kısa kararda kanuni hisseye düşen para oranı şeklinde tenkis davası kabul edildiği halde gerekçeli kararda davalılar tarafından açılmış usulüne uygun bir karşı dava bulunmadığı halde davalılar yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi ve hükmedilen miktarın kimlerden tahsil edileceğinin açıklanmaması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine 22.4.1996 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy