(743 S. K. m. 507, 611, 612, 613)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 1- Medeni Kanun'un 613. maddesi miras bırakan hayatta iken mirasçı olması beklenilen şahsın miras hissesini başkasına temlik etmesinin, bu temlik sözleşmesine miras bırakanın iştirak ve muvafakat etmesi kaydıyla imkân dahilinde olacağını hükme bağlamıştır. Muris henüz hayatta iken, mirasçı olması muhtemel bulunan kimselerin iktisap etmeleri beklenen miras üzerinde, hisselerine ilişkin olarak sözleşme yapmaları nisbi bir işlemdir. Çünkü temlik olunan hakkın kapsamı belirsizdir. Murisin ne zaman öleceği belli değildir. Sözleşme yapanların ondan önce ölmeleri de mümkündür. Hatta sözleşme yapıldığı anda zengin olan murisin durumunun bozulması imkân dahilindedir. Medeni Kanun bütün bu olumsuz şartlara rağmen murisin iştiraki şartı ile sözleşmenin yapılabileceğini kabul etmiştir.
Medeni Kanun'un 613. maddesinde ifadesini bulan miras payının temliki sözleşmesinin tâbi tutulacağı şeklin ne olacağı konusunda yasada açıklık yoktur. Ancak Medeni Kanun'un 611. maddesindeki miras taksim mukavelesi ile 612. maddesindeki miras payının temliki sözleşmesinin yazılı olarak yapılacağı açıkça belirtilmiştir. Bu iki maddedeki adi yazılı şekil şartının kıyas yolu ile gayrimenkullere taalluk etse bile 613. maddesindeki miras payının temliki sözleşmelerinde de uygulanması gerekir. Miras bırakan, muhtemel mirasçı ve devralan; diğer bir anlatımla aktin bütün tarafları bu kurala uymak zorundadırlar. Yazılı şekil aktin sıhhat şartıdır. Şekil şartına uyulmadan yapılan işlemler geçersizdir.
14.11.1994 tarihli feragatnamede murisin iştiraki bulunmadığından ve 25.7.1995 tarihli beyanda yazılı muvafakat sayılamayacağından, bu belgelerin davanın çözümüne etkili olmayacağına üyelerden Nedim Turhan muhalefeti ile karar verildikten sonra, işin esasının incelenmesine geçildi.
2- Bağış murisin vefatından 1 yıl önce olup, Medeni Kanun'un 507/4. maddesi gereğince saklı payı ihlâl kastı ispatlanamadığından, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte gösterilen nedenle temyiz edilen hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, 17.6.1996 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Medeni Kanun'un 613. maddesi terekenin miras bırakanın sağlığında bölüşülemeyeceğini kural olarak belirtmiş, ancak miras bırakanın paylaşına sözleşmesine katılması veya yapılan paylaşım sözleşmesine onay vermesi halini genel kuralın ayrıcası olarak geçerli saymıştır. 2. H.D. 30.12.1993 tarih, 8279-12887 sayılı kararıyla onayın yazılı olması konusunda görüş açıklamıştır.
Somut olayda miras bırakan 3.7.1991 tarihinde 20 parseli davalıya görüp gözetme amacıyla bağışlamıştır. (Miras bırakanın bağıştan dönme davasındaki açıklamalarından bu dava koşulları oluşmadığından red edildi.)
Miras bırakan bağıştan dönme davasında kendisine ait bir tarlanın satıldığını, bağışlanan yer karşılığı diğer mirasçıları davacılara 300.000.000 TL verdiğini açıklamıştır. Ayrıca miras bırakan ile davacılar arasında yapılan 25.7.1995 tarihli re'sen düzenlenmiş noter belgesinden de miras bırakanın davacıların davalıya verilen (bağışlanan) taşınmaza muvafakatinin bulunduğu, davacıların 14.11.1994 tarihli noter senediyle bağışa muvafakat verdikleri anlaşılmaktadır.
Miras bırakanın 2 adet taşınmazı vardır. Sağlığında birisini satmış bedelini davacılara vermiş, diğer taşınmazını ise davalıya bağışlamıştır. Bu itibarla miras bırakan Medeni Kanun'un 502/2. maddesi gereğince taksim kuralı koymuştur. Taksim kuralı Medeni Kanun'un 507. maddesine aykırı düşmüyorsa mirasçıları bağlar.
Diğer yönden mirasçılar arasında yapılan taksimde miras bırakanın onayı gerçekleşmiştir. Miras bırakanın tapu iptali davasındaki dilekçesi hakim önünde yapılan beyandır. Bu beyan yazılı onay yerine geçerlidir. Bu itibarla Medeni Kanun'un 613. maddesi koşulları da oluşmuştur. Hüküm açıklanan nedenlerle sonucu itibariyle doğrudur. Hükmün açıklanan gerekçe ile onanması gerekir. Sayın çoğunluğun onama gerekçesine katılmıyorum.
KARŞI OY: Murisin, mirasçılarının mahfuz hisselerini ihlâl eden ölüme bağlı veya sağlar arası teberrularının kanuni halde indirilmesi için açılan davalara tenkis davası denmektedir. Bu düzenlemenin amacı mahfuz hisse sahibi mirasçıları murise karşı korumaktır. Kanunu yorumlarken, bu amaç hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı bu düzenleme içinde bir yandan murisin son arzularına olabildiğince hürmet ve riayeti sağlarken, bir yandan da mirasçılarla teberrudan yararlananlar arasında hassas bir denge kurulmasına özen göstermiştir. bu cümleden olarak murisin en son sonuç doğuran tasarrufları ile mahfuz hissesi ihlâl ettiği, son kazanmaların haklar dengesini bozduğu kabul edilmiş; önce bu ihlâlden başlamak üzere mahfuz onarılması yoluna gidilmiştir.
Bu hal Medeni Kanun'un 512. maddesi ile açıkça kurala bağlanmış, ölüm anında sonuç doğuran teberrular ilk önce tenkise tâbi tutulurken, sağlar arası tasarruflarda da ilk önce son tarihli tasarrufun tenkis edileceği belirlenmiştir. bu amaç Medeni Kanun'un 507. maddesinde yapılan düzenleme ile de teyit edilmiştir. Bağışlayanın kayıtsız şartsız rücua hakkı olan bağışlamalar ile ölümden en çok bir yıl önce yapılan bağışların, iadeye tâbi olmamak üzere miras hissesine mahsuben verilenlerin, mal varlığından en son çıkan veya murisin mal varlığına dönme ihtimalini en son yitiren değerler olduğu gözetilip, mutlak tenkisi öngörülürken; diğer bağışlamaların mahfuz hisse kurallarını ihlâl amacı taşıdığı ispatlandığı takdirde tenkis olunabileceğine işaret edilmiştir.
Görülüyor ki haklar dengesi, terekeden son çıkan varlığın mahfuz hisseyi ihlâl ettiği kuramına göre kurulmaktadır.
Murisin intifa hakkını üzerinde bırakarak yaptığı çıplak mülkiyet bağışlamaları bu açıklamalar ışığı altında değerlendirilmelidir.
Mülkiyet hakkının niteliği ve kapsamı Medeni Kanun'un 618. ve müteakip maddelerinde açıklanmıştır. Mülkiyet mal varlığı olabilecek şeyler üzerinde tam bir egemenlik hakkıdır. Malike tanınan bu dilediğince tasarruf hakkı, hakka konu şeyi zilyetliğinde bulundurma, onu kullanma, tüketme, yok etme; ondan yararlanma, onun semerelerini alma haklarını bahşettiği gibi; o nesnenin mülkiyetini başkasına geçirme hukuki yetkisini de verir.
Görüldüğü gibi malikin şey üzerinde çıplak mülkiyet ve intifa hakkı şeklinde iki gruba ayrılabilecek hakları ve yetkileri vardır. Çıplak mülkiyet, hukuki hakkın başkasına geçirilmesi yetkisine münhasır olmasına karşılık; zilyetlik, kullanma, yararlanma ve yönetme yetkileri intifaya ilişkindir. Bu haklardan bazılarının ayrılıp başka başka kişilere ait olması halinde o şey; malikin çıplak mülkiyet hakkı sahibinin veya intifa hakkı sahibinin mal varlığında farklı etkiler yaratır. Daha başka bir ifade ile tam mülkiyet hakkının değeri, çıplak mülkiyetin değeri ile intifa hakkının değerinin toplanmalarından oluşur. O halde bir malın çıplak mülkiyetini hibe eden kişinin mal varlığında meydana gelen azalma ile o malın tam mülkiyetinin devri halinde vaki azalma bir değildir. Muris çıplak mülkiyet hibe ettiği zaman, o şeyin intifasına ait değerleri mal varlığında muhafaza etmekte olup, bu ikinci bölüm değerler en son ve ölümle hibeden yararlanana geçmektedir. Bu açıklamalar gösteriyor ki murisin intifa hakkını üzerinde bırakarak vaki çıplak mülkiyet hibesi ölüm anında tamamlanan tam mülkiyet hibesi niteliğinde olup, Medeni Kanun'un 507/3. maddesi çerçevesinde mutlak tenkise tâbi tutulmalıdır.
Aksi düşünce Medeni Kanun'un 512. maddesinin konmuş amacına ters düştüğü gibi tenkis hükümlerinin amacına da ters düşer. Sayın çoğunlukça benimsenen görüş bu yolla, ölüme bağlı sonuç doğuran ve fakat onlar gibi tenkis edilmeyen bir teberru yapılmasına ve kanunun dolanılmasına yol açar.
Full & Egal Universal Law Academy