(2918 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 74) (818 S. K. m. 61)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 1- Davacının aradaki katkı payını talep ettiği göz önünde tutulmadan talep aşılarak 2918 Sayılı Kanunun 20. maddesi de göz önünde tutulmadan aracın 1/2'sinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi doğru değildir.
2- Davalının üzerinde kayıtlı olup 1.11.1993 tarihinde babasına temlik ettiği taşınmazdaki arsa payı 48/213 olup tüm taşınmaz üzerinde yapılan muhtesatın bir bloğunun davalı ile babası Tahire ait olduğu anlaşıldığına göre 48/213 arsa payının dava tarihindeki sürüm değerinin yarısı ve belirtilen muhtesatın bir bloğunun sürüm değerinin de 1/3'ünün katkı payı olarak davalıdan alınıp davacıya verilmesi gerekirken Tahir'in temlik dışı hissesi göz önünde tutulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine oyçokluğu ile karar verildi. 14.04.1997
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı dava dilekçesinde söz konusu gayrimenkule yapılan harcamaların davacı tarafından ödendiğini ve davalı adına kayıtlı otomobilin alımına katkıda bulunduğunu ileri sürüp karşılığının ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Sayın çoğunlukla aradaki ihtilaf bu davada davacının ne istediği, hangi tarihteki değerler üzerinden bir ödence kararı verilmesi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
7.10.1953 günlü 8/7 sayılı içtihadı birleştirme kararında karı-koca aralarında ki akti ilişkiye dayalı olarak gayrimenkul isteyemeyeceği belirlenmiştir. 2918 sayılı kanun ile motorlu araç alımında şekle bağlandığından aynı düşünceler araç yönünden de geçerlidir.
Şu halde karı-koca olan davacı ile davalı arasındaki ilişkiyi Borçlar Kanununda gösterilen aktin muhtelif nevilerinden hangisine uygun olduğu belirlenmeden davacının davalıda kalan hakkının ne olacağını belirlemek mümkün olmaz. Nitekim dairemiz bu ilişkiyi 31.1.1992 günlü 12906-922 sayılı kararda vekalet, 17.10.1994 günlü 2941-3802 sayılı kararda adi ortaklık, 30.1.1996 günlü 13255-996 sayılı kararda karz olarak belirleyip, davalının sorumluluğunu da bu akitlerin özelliklerine göre ortaya çıkarmıştır. Eşler de diğer kişiler gibi Borçlar Kanununda unsurları gösterilen akitlerin her nevi ile akti ilişki içinde olabilirler. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği ancak ortaya konan iradelerin birleştiği noktaya uygun belirlenebilir.
Davacı çok kez olduğu gibi kocanın kendisine verilen vekaletnameyi kullanıp taşınmaz malı ve otomobili davacı adına alacak yerde tapu sicilinde ve noterde alımı kendi adına yaptığını ileri sürüp isbat etmemiştir.
Medeni Kanunumuz karı-koca arasında mal ayrılığını kanuni mal rejimi olarak kabul etmiştir. Tabii ki davacının emeği karşılığı kazancı kendi mal varlığındadır. Kadın Medeni Kanunun 190. maddesi şartları dışında kocasına verdiklerini ondan isteyebilir. Davacı eş kazancını davalıya bırakırken veya ona ödeme yaparken ayrıca tarafların iradelerinin adi ortaklık", vekalet gibi özel bir akit yapma yönünde birleştiği ispatlanmadıkça, yalnız ve yalnızca davalıya para verilmesi taraflar arasında adi ortaklık kurulduğunu kabul için yeterli olmadığı gibi, davalının davacı adına taşınmaz malı ve aracı vekaleten alması için bu paranın verildiğini kabul etmek de mümkün değildir.
İki taraf karşılıklı ve birbirlerine uygun surette rızalarını beyan ettikleri taktirde akit tamam olur (BK. 1) Davacı ne sarih ve nede zımni bir rıza birleşimi ile söz konusu mal mülkiyetinin davacıya geçirilmesini amaçlayan bir akti ilişkiyi ispat etmemiştir. Şu halde davacı ancak, unsurlarını ispatlayabildiği karz (BK. 306-312) çerçevesinde verdiğini davalıdan isteyebilir. Özel akti bir ilişki ispatlanmadıkça davalının evlilik döneminde edindiği menkul veya gayrimenkullerde tarafların ortaklığı amaçlandığını kabul etmek, karı koca arasında kanunun öngörmediği bir kanuni mal rejimi kabul etmek olur. Medeni Kanunun bu yolda değiştirilmesi yönündeki öneriler kanunlaşmadıkça yorum yolu ile böyle bir yola girmek imkanı yoktur. Bu sebeplerle davalının temyiz itirazları kabul edilmelidir. 14.04.1997 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy