(2675 S. K. m. 13, 28) (743 S. K. m. 4, 21) (1086 S. K. m. 187, 194) (2709 S. K. m. 90) (YHGK 22.3.1995 T. 1994/5-835 E. 1995/215 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle, duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden vekili avukat Ü.G. ile karşı taraf vekili avukat İ.B. geldi. Gelenlerin konuşması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 2675 sayılı yasanın 13. maddesi, boşanma ve ayrılık sebepleri ile hükümleri hakkında eşlerin müşterek milli hukuklarının uygulanacağını öngörmüştür. 28. madde ise, Türkiye'de ikametgahı bulunmayan Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davaların, ikamet ettikleri ülke mahkemesinde açılmadığı veya açılamadığı takdirde Türkiye'de, yer itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması halinde ilgilinin sakin olduğu yerde, Türkiye'de sakin değilse, Türkiye'deki son ikametgahı mahkemesinde, o da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde görüleceğini hükme bağlamıştır.
Taraflar Türk olan boşanma davasında her an için yetkili bir Türk mahkemesinin bulunması imkan dahilindedir. Her Türk Türkiye'de ikametgahının veya sonradan ikametgah edindiği yerin nüfus memurluğuna kendisini yazdırmaya mecburdur (MK mad.4). Kural olarak nüfusa kayıtlı olunan yer ikametgahtır. Kadının ikametgahı da kocanın ikametgahıdır (MK mad. 21). Bir Türk'ün uzun süreli bile olsa başka ülkeye gitmiş olması ikametgahını o ülkeye naklettiği sonucunu hasıl etmez.
Türk vatandaşının boşanma konusunda Türk mahkemesi yanında yabancı mahkemede de dava açması imkan dahilindedir. Yabancı mahkemeden alınan ilamın yerine getirilmesi için Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 34-44. maddelerine göre tanınması veya tenfiz edilmesi şartına bağlıdır.
Boşanma davasının hem yabancı mahkemede, hem de Türk mahkemesinde açılması durumunda derdestlik sorunu ile karşı karşıya gelinmiş olunur. Yabancı unsurlu davalarda yargılama ile ilgili sorunlar hakimin hukukunun uygulanması ile çözümlenir (Lex Fori). Kuralın temelinde kamu düzeni esası bulunmaktadır. Derdestlik itirazı Türk Usul Hukuku yönünden ilk itirazlardandır. (HUMK mad. 187). Davanın başında esasa girişilmeden önce ileri sürülmesi zorunludur. Bunların neler olduğu, ileri sürülme şekli ve zamanı inceleme biçimi yasada gösterilmiştir.
Bir davanın derdest olabilmesi için, her iki davanın tarafları, konuları (müddeabihleri) ve dava sebeplerinin (dayanılan maddi vakaların) aynı olması gerekir.
Evlilik bağına ilişkin kararların tanınması hakkındaki sözleşmeyi (14.9.1975 tarihli Resmi Gazete) ülkemizde 14.9.1975 tarihinde kabul etmiştir. sözleşmenin birinci maddesinde "akit devletlerden birinin evlilik bağının zevaline, gevşetilmesine, varlığına veya yokluğuna geçerliliğine veya butlanma ilişkin olarak verilmiş her kararın akit devletlerde de karar verilen devletteki kudreti ile tanınacağı" belirtilmiştir. 10. maddesinde de "Akit devletlerden birinin makamı önünde daha önce, evlilik bağının zevaline, gevşetilmesine, varlığına veya yokluğuna, geçerliliğine veya butlanına ilişkin bir istemde bulunmuşsa, diğer akit devletler makamları, aynı konuda ve aynı sıfatı taşıyan, aynı taraflarla ilgili olup önlerine getirilen her istemin esası hakkında karar vermekten sarfınazar edeceklerdir. Bununla beraber sonradan başvurulmuş merci en az bir yıllık bir süre tespit yetkisine sahip olacak ve bu süre sonunda esas hakkında henüz bir karar verilmişse, kendisi karar verecektir" biçiminde bir düzenlenme yer almaktadır. Amaç her iki ülke makamlarından farklı kararların çıkmasını önlemek, bunun yanında işin sürüncemede bırakılmasına da engel olmaktır. Sözü edilen anlaşma onaylandığına göre artık bir iç hukuk kuralı haline gelmiştir (Anayasa, mad. 90)
Taraflar Türk vatandaşıdırlar. Davalı Türk mahkemesinde açılan davada derdestlik itirazında bulunmuştur. Derdest olduğu ileri sürülen ülke de "Evlilik bağına ilişkin kararların tanınması hakkındaki sözleşmeye" katılmıştır. Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde derdest davanın olup olmadığını öncelikle tespit etmek derdest davanın varlığının kabulü halinde sözleşmenin 10/2. maddesi hükmü gereğince işlem yapmaktan ibarettir.
İnceleme konusu olayımızda ise; derdest olduğu ileri sürülen Alman mahkemesindeki dava, koşulları bulunmadığından reddedilmiş ve bu red kararı 26.3.1996 tarihinde kesinleşmiştir. O halde artık derdestlik itirazının konusunu oluşturan dava ortadan kalktığı için Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 194. maddesine uygun, karar verilemeyeceği gibi, evlilik bağına ilişkin kararların tanınması hakkındaki sözleşmenin 10. maddesini uygulama olanağı da kalmadığından sözleşme hükümleri de uygulanamaz.
Diğer taraftan, derdestlik itirazı bir dava şartıdır. Dava şartının noksan olmasına rağmen esasa girilmiş ve dava sırasında o dava şartı noksanlığı ortadan kalkmış ise, hüküm anında bütün dava şartları tamam olduğundan davanın esası hakkında bir karar verilmesine engel oluşturmaz (YHGK 22.3.1985 tarih, E. 1994/5-835, K. 1995/215).
Davamızda da, dava şartı noksanlığı ortadan kalktığından, taraflardan delillerinin sorulup toplanması davanın esası hakkında bir karar ittihazı gerekir.
Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine duruşma için takdir olunan 20.000.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 11.11.1997 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy