(818 S. K. m. 98/2, 306, 312) (743 S. K. m. 190)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Toplanan delillerden kadının taşınmazın edinilmesine katkı yaptığı anlaşılmaktadır.
Karı koca kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlama bakımından aralarında akti bir ilişki kurmuşlardır. Malın edinme sebebi budur. Kadın katkısını eşine bağışlamış değildir. Koca aldığı katkıyı para olarak iade edeceği düşüncesi içerisine girmemiştir. İlişkinin temelinde kadının taşınmazdan katkısı oranında yararlanacağı esası mevcuttur. İlişki süreye de bağlanmamıştır. Evlilik devam ettikçe yararlanmada devam edecektir. O halde kocanın iade borcu iade anındaki duruma göre belirlenecektir. Haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk hükümleri kıyas suretiyle akte aykırı davranılması halinde de uygulanacaktır(B.K. md. 98/2). Mahkemece yapılacak iş; kadının taşınmazın edinilmesine yaptığı katkı oranını tesbit etmek, taşınmazın dava tarihindeki değerini bulmak, katkı oranı kadar tazminata hükmetmekten ibarettir. Bu yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine bozmada oybirliği, sebebinde oyçokluğu ile karar verildi. 22.05.1998
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı dava dilekçesinde söz konusu gayrimenkule yapılan harcamaların davacı tarafından ödendiğini ileri sürüp karşılığının ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Sayın çoğunlukla aradaki ihtilaf bu davada davacının ne istediği, hangi tarihteki değerler üzerinden bir ödence kararı verilmesi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
07.10.1953 günlü 8/7 sayılı içtihadı birleştirme kararında karı-koca aralarında ki akti ilişkiye dayalı olarak gayrimenkul isteyemeyeceği belirlenmiştir.
Şu halde karı-koca olan davacı ile davalı arasındaki ilişkiyi Borçlar Kanununda gösterilen aktin muhtelif nevilerinden hangisine uygun olduğu belirlenmeden davacının davalıda kalan hakkının ne olacağını belirlemek mümkün olmaz. Nitekim dairemiz bu ilişkiyi 31.01.1992 günlü 12906-922 sayılı kararda vekalet, 17.10.1994 günlü 2941-3802 sayılı kararda adi ortaklık, 30.01.1996 günlü 13255-996 sayılı kararda karz olarak belirleyip, davalının sorumluluğunu da bu akitlerin özelliklerine göre ortaya çıkarmıştır. Eşler de diğer kişiler gibi Borçlar Kanununda unsurları gösterilen akitlerin her nevi ile akti ilişki içinde olabilirler. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği ancak ortaya konan iradelerin birleştiği noktaya uygun belirlenebilir. Davacı çok kez olduğu gibi kocanın kendisine verilen vekaletnameyi kullanıp taşınmaz malı davacı adına alacak yerde tapu sicilinde alımı kendi adına yaptığını ileri sürmemekte; başka bir ifade ile vekalet ilişkisinden söz etmemektedir.
Medeni Kanunumuz karı-koca arasında mal ayrılığını kanuni mal rejimi olarak kabul etmiştir. Tabii ki davacının emeği karşılığı kazancı kendi mal varlığındadır. Kadın Medeni Kanunun 190. maddesi şartları dışında kocasına verdiklerini ondan isteyebilir. Davacı eş kazancını davalıya bırakırken veya ona ödeme yaparken ayrıca tarafların iradelerinin adi ortaklık, vekalet gibi özel bir akit yapma yönünde birleştiği ispatlanmadıkça, yalnız ve yalnızca davalıya para verilmesi taraflar arasında adi ortaklık kurulduğunu kabul için yeterli olmadığı gibi, davalının davacı adına taşınmaz malı vekaleten alması için bu paranın verildiğini kabul etmek de mümkün değildir. iki taraf karşılıklı ve birbirlerine uygun surette rızalarını beyan ettikleri taktirde akit tamam olur (B.K. 1) Davacı ne sarih ve nede zımni bir rıza birleşimi ile söz konusu mal mülkiyetinin davacıya geçirilmesini amaçlayan bir akti ilişkiyi ispat etmemiştir. Şu halde davacı ancak, unsurlarını ispatlayabildiği karz (B.K. 306-312) çerçevesinde verdiğini davalıdan isteyebilir.
Özel akti bir ilişki ispatlanmadıkça davalının evlilik döneminde edindiği menkul veya gayrimenkullerde tarafların ortaklığı amaçlandığını kabul etmek, karı koca arasında kanunun öngörmediği bir kanuni mal rejimi kabul etmek olur. Medeni Kanunun bu yolda değiştirilmesi yönündeki öneriler kanunlaşmadıkça yorum yolu ile böyle bir yola girmek imkanı yoktur.
Kararın bu sebeplerden dolayı bozulması düşüncesindeyiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy