(743 S. K. m. 8, 519, 478, 499, 541, 633, 531, 535, 538, 539)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden vekili avukat D. Bakar ile karşı taraf hazine vekili avukat Ü. Pamukçu ve İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü vekili avukat A. Usta geldiler. Gelenlerin konuşma dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 20.000.000 Lira vekalet ücretinin temyiz eden Yedikule Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulundan alınıp davacıya verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna, oyçokluğu ile karar verildi. 22.09.1998
MUHALEFET ŞERHİ
Ehil olmayanlardan başka herkes ... vasiyet ... ile mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimse olabilirler (M.K. 519). Kanun burada sözünü ettiği ehliyetin, Medeni Kanunun 8. maddesinde yer alan, hak ehliyeti olduğunda duraksama yoktur. Kanun bu hükmü ile ... Kanun dairesinde haklara ve borçlara ehil olmakta herkes müsavidir kuralı ile Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi, ehliyet yönünden de vurgulanmıştır. Medeni haklardan istifade ehliyeti şahıs olmanın doğal bir sonucudur. Aynı kanunun 46. maddesinde hükmi şahıslar, cins, yaş ve hısımlık gibi yaratılış icabı olarak ancak insana has olanlardan maada, bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler demek suretiyle hükmi şahısların da hak ehliyeti bulunduğunu açıklamıştır. Şu halde tüzel kişilerin hak ehliyeti onun kişiliği ve gayesiyle bağdaştığı ölçüde vardır. Çünkü tüzel kişiler yürürlükteki hukuk çerçevesinde bir gaye için oluşan kişi ve mal topluluklarıdır. Şu halde kullandığı her hak oluşumuna yol açan gayeye uygun olmalıdır. Bu cümleden olarak yönetiminin de bu çerçeve içinde kullanılacağı doğaldır. Bu sebepledir ki Ticaret Kanununun 137. maddesinde ticari şirketlerin yalnızca amaçları çerçevesinde hak ve fiil ehliyetine sahip oldukları açıklanmış; Dernekler Kanununun 64. maddesinde de aynı yolda açıklamalar yapılmış, tüzel kişilerin hak ehliyetinin gayeleri çerçevesinde olabileceği vurgulanmıştır. Yargıtay'ın yerleşmiş görüşünün de bu çerçevede olduğu gözlemlenmektedir. Bu sebeple dairemiz 09.04.1996 tarihli bozma kararında davalı vakfın vakfiyesini veya vakfiye yerine geçen beyannamesinin araştırılmasına işaret etmiştir.
Yerel mahkeme ve daire çoğunluğunun bu yöndeki görüşlerini katılmamak mümkün değildir. Çoğunluk ile oluşan görüş aykırılığı davalı vakfın gayesinin belirlenmesinde tek kesin delil olan vakfiye veya beyannamenin sahih esasa dayalı olup olmadığı noktası ile bu belgeler sahih kabul edildiği takdirde davalı vakfın vasiyetname ile konu taşınmaz malı ihtisap edip edemeyeceğinde toplanmaktadır. Dosya arasında bulunan son bilirkişi raporunda, davalı vakfın, Vakıflar Kanununun geçici maddesi uyarınca verdiği beyannamenin 5. hanesindeki suale verilen cevapla, söz konusu iki kıta vakfiyenin bildirilmiş olması Medeni Kanunun 7. maddesi dayanak gösterilerek, dosya arasında bulunan fotokopilerin sağlıklı belge kabul edilmesi için yeterli görülmüştür. Bilirkişi raporunda bu belgeler asıllarının incelendiği yönünde bir açıklama yoktur.
Fotokopi çekilirken ilave veya çıkartma yapılması mümkün olduğundan dosya arasındaki fotokopiler bu belgelerin sahih belge olarak kabulü doğrultusunda bir kanaat oluşmasına yeterli kabul edilemez. Dosya arasına ibraz olunan İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile bu kararın onanmasına ilişkin Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.04.1979 tarihli 3245/5431 sayılı kararlarında yer alan, davalı vakfın vakıfnamesinin bulunmadığı yönündeki tespitin güçlü delil niteliğinde bulunması gözetilip, bilirkişi incelemesi yapılarak, dosyaya mübrez vakıfnamelerin davalı vakfın sahih kurucu vakıfnamesi olup olmadığı, bunlarda yer alan gayeler ortaya çıkarılmadan hükmün kurulması doğru değildir.
Söz konusu belgeler davalı vakfın sahih esaslı kurucu vakıfnamesi kabul edildiği takdirde: Vakfın gayesinin Yedikule dışında kurulu İspitalya ve hastane tabir edilen iki binada bulunan hasta, düşkün, fakir, ihtiyaçlarını karşılayamayan kişilere ve bu kuruma yardımcı olmak olduğu anlaşılmaktadır. Gerek vakıfnamelerindeki açıklanan gaye ve gerekse vakfedenin açıklanan iradesi, vakfın taşınmaz mal edinmesi ile bağdaşmaz nitelikte değildir. Şu halde Medeni Kanunun 46. maddesi çerçevesinde davalı vakfın hak ehliyetini vasiyet yolu ile gayrimenkul edinmeyeceği yönünde sınırlamak, Anayasanın 10. maddesinde ve Medeni Kanunun 46. maddesinde yer alan genellik ve eşitlik ilkeleri ile bağdaşmaz.
İptali istenen 08/05/1967 tarihli 13255 numaralı vasiyetnamede vasiyet eden Cafer Ağa mahallesi, şair Nef'i sokak eski 14 kapı numaralı, 33 pafta, 118 ada, 32 parsel üzerinde bulunan bahçeli ahşap evimizin tamamını ... vefatımızda İstanbul Yedikulede bulunan Surp Pırgiç Ermeni hastanesine terk ve vasiyet ediyoruz demişlerdir. Bu vasiyetin davalı vakfa müteveccih olduğu yönünde bir ihtilafta yoktur. Yukarıda açıklandığı üzere bu bağış davalı vakfın gayesi ve vakfedenin iradesi ile de bağdaşmaz nitelikte de değildir. Şu halde hükmüne uyulan 09.04.1996 tarihli 1888/3890 sayılı bozma ilamının ikinci bendi uyarınca inceleme yapılmak ve sonucu uyarınca karar verilmek üzere yerel mahkeme kararı bozulmalıdır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy