(818 S. K. m. 234, 240, 246, 244, 245)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm ziynet eşyaları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davalı boşanma dava dilekçesinde sadakatsizlik olayını boşanma dava açılmadan 15 gün önce 16.05.1995 tarihinde öğrendiğini beyan etmiş, ancak hibeden rücu savunmasını bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 23.08.1996 tarihinde yapmıştır (B.Y. md 246/1). Davalı hak düşürücü süre içinde bağıştan rücu iradesini açıklamadığından davanın ziynet eşyaları yönünden kabulü gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine oyçokluğu ile karar verildi. 23.09.1998
MUHALEFET ŞERHİ
Davalı sadakatsizlikle ilgili boşanma davası süresinde açmakla hibeden rücu hakkındaki iradesini de açıklar beyanda bulunmuştur.
Boşanma davası sonucu tarafların sadakatsizlik nedeniyle boşanmalarına karar verilmiş, bu hüküm 07.11.1996 tarihinde kesinleşmiş, sadakatsizlik olgusu ile ilgili kesin, hukuken bağlayıcı sebepte bu tarihte belirginleşmiştir. Bağışlayan ancak bu tarihte bağıştan rücu sebebine vakıf olmuş sayılabilir. Bu nedenle de 23.08.1996 tarihinde açıklanan bağıştan rücu iradesi hak düşürücü süre içinde açıklanmış sayılır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.1989 tarihli ve 2- 448 Esas ve 603 Karar sayılı ilamı).
Kaldı ki, dava konusu ziynet eşyaları davalı elindedir. Kıyasen hibe taahhüdünden rücu davalarında olduğu gibi rücu nedenlerini her zaman ileri sürebilir. Ortada henüz açılmış bir dava bulunmadığı sürede rücu iradesini açıklamak gereği de yoktur.
Sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan gerekçelerle onanması kanaatiyle değerli çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy