(743 S. K. m. 242)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden vekili ile karşı taraf vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dosyaya ibraz edilen ve aslı aramalara rağmen bulunmayan nesebin reddine ilişkin 1957/308 sayılı kararda, o zaman küçük olan Ayla'ya kayyım tayin edildiği ve davada temsil edildiği anlaşılmamaktadır. Yargılamada Ayla temsil edilmediğine göre dayanılan karar Ayla yönünden kesin hüküm olarak kabul edilemez. Davalı Ayla 6652 sayılı Af Yasası'na göre nüfusa tescil edilmiştir. Sözü edilen yasanın 4. maddesi, tescile karşı alakadarların öğrendikleri tarihten itibaren altı ay içerisinde dava açabileceklerini hükme bağlamıştır. Davayı açan Süleyman'ın tescil işlemine 1957 senesinde muttali olduğu bu dava dilekçesinde açıklanmıştır. İtiraz için hak düşürücü süre geçmiştir. Açıklanan sebeplerle davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 65.000.000 lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.4.1959 gün 1957/308 esas, 1959/234 karar sayılı noterce tasdikli karar örneğinden açtığı Ayla'nın nesebinin reddine ilişkin davada davacının davası kabul edilerek nüfusuna kayıt edilen Ayla'nın Adli Tıp'tan verilen raporla davacının çocuğu olmadığı saptandığından nüfusundan silinerek, annesi Zeliha' nın nüfusuna kayıt edilmesine karar verilmiştir.
Davacı, yukarıda belirtilen kararın ilgili nüfus memurluğunca kütüğe işlenmediğini bu konudaki isteğinin ret edildiğini belirterek nesebin reddine ilişkin hükmün yerine getirilmesi ve nüfusa işlenmesini istemiştir. Bu dava, evlilik dışında doğan ve anne Zeliha' nın 29.11.1956 tarihinde baş vuruşu üzerine 6652 sayılı af yasası gereğince kendi çocuğu imiş gibi nüfusa kaydedilen, davalı Ayla aleyhine alınan, ancak nüfus memurluğunca işleme konulmayan 1957/308-234 sayılı karara geçerlilik tanınarak, karar gereğince işlem yapılmasının sağlanması istenmiştir.
Davanın özü 1959 tarihinde alınan kararın aslının verilmemesi nedeniyle nüfus idaresince yerine getirilmemesi sonucu belirtilen nedenlerle hatalı olarak düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesinden ibarettir.
Tarih nosu yukarıda yazılı 1959 tarihli karar davalı Ayla'nın kaydının hatalı olduğu babası olarak belirtilen Süleyman'ın çocuk sahibi olmasının tıbben mümkün olmadığının tesbit ederek kaydın silinmesine ve annesi Zeliha'nın hanesine yazılmasına ilişkindir.
Tescile dayanak 6652 sayalı Af Yasası olarak tanımlanan (tescil edilmeyen birleşmeler ile bunlardan doğan çocukların cezasız tescili tık. kanun) yasa gereği yapılmış ise de yasanın geçerli bir tescil için ön gördüğü kurallara uyulmamıştır. Yasanın 3. maddesi gereği tescil isteğinin ilgililere tebliğ edilmesi adres tespit edilmemiş ise ilanen tebligat yapılmasını ilgililere tescil isteğine itiraz etme olanağı tanınması sulh hakiminin vereceği karara göre işlem yapılmasını ön görmektedir. Yukarıda değinildiği gibi, tescil belirtilen yasal kurallara uyulmadan gerçekleştirilmiştir. Yasaya aykırı olarak yapılan tescilin 6652 sayılı yasaya uygunluğundan söz edilemez. Zira baba olduğu belirtilen davacı Süleyman'a tescil öncesi tebligat yapılmamış, ilanen tebliğ yoluna da gidilmemiştir.
Af yasası ile belirlenen öğrenmeden itibaren 6 aylık süre içinde genel mahkemede dava açılabileceğine ilişkin süre, hak düşünürcü süre değildir. Zira yasa davanın açılmasını zorunlu kılmamış açılabilirliğini vurgulamakla, sürenin hak düşürücü olmadığını vurgulamıştır. Diğer yönden yasal kurallara uymayan tescil yolsuz tescildir. Kamu düzeni gereği gerçeğe uygun olarak tutulması gereken nüfus sicilleri, yasal kurallara aykırı olarak düzenlenmiş ise düzeltilmesi her zaman istenebilir.
Davalı evlilik dışı ilişkiden doğmuştur. Sayın çoğunluğun 1959 tarihli davayı nesebin reddi olarak algılaması da yanılgıya dayanmaktadır. Davanın nesebin reddi olarak nitelendirilmesi için doğumun evlilik içinde olmasını gerektirir.
O halde;
1959 tarihli kararın aslı bulunmamış ise de, onaylı örneği ile bu davacının nüfus kayıt düzeltilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararın doğruluğu içerdiği raporların ilgili tıp kurumlarından gelen cevaplarla doğrulanmaktadır.
Bu raporlara g öre de davacı Süleyman'ın çocuk yapma olanağına sahih olmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın reddi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.11.1998 tarihli 10986/12667 sayılı bozma kararında eksik görülen inceleme tamamlamış, bozmaya uyularak yapılan inceleme ve araştırma sonucuna göre davayı kabul etmiştir.
Dinlenen tanılar, davacı Süleyman'ın çocuk sahibi olmadığını bir erkek çocuğu olup kendi evladı gibi nüfusa kayıt ettirdiğini, bir diğerini de resmi senetle evlatlık aldığını doğrulamıştır.
Toplanan tüm delillerden,
1 - Davalı 6652 sayılı yasanın emir edici kurallarına göre tescil edilmediği,
2 - Davacı Süleyman'ın çocuk yapmadığı,
3 - Davalının yolsuz tescil sonucu, davacının nüfusuna kayıt edildiği,
4 - Davacı Süleyman'ın 1959 tarihli kararla yolsuz tescili hüküm altına alındığı,
5 - Toplanan delillerin 1959 tarihli karan doğruladığı anlaşılmaktadır.
Ortada yolsuz bir tescil vardır. Yolsuzluk kanıtlanmıştır. Yolsuzluğun düzeltilmesi belirli bir süre ile sınırlı değildir.
Açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin davayı kabul etmesinde yasal kurallara aykırılık bulunmamaktadır. Hükmün onanması gerekir.
Sayın çoğunluğun bozma yönünde oluşan kararlarına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy