(2675 S. K. m. 13, 38) (743 S. K. m. 2) (Evlilik Bağına İlişkin Kararların Tanınması Hakkında Sözleşme m. 3)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 22.2.2000 tarihinde temyiz eden vekili Av. Mehmet Ali Türkmen geldi. Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 2675 sayılı Milletlerarası Özel hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanununun 13. maddesi boşanma sebep ve hükümlerinin eşlerin müşterek milli hukukuna tabi olduğunu, eşlerin ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde müşterek ikametgahları hukukunun, bulunmadığı takdirde müşterek meskenleri hukukunun, bununda bulunmaması halinde Türk Hukukunun uygulanacağı kuralını getirmiştir.
Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamlarda Türk kanunlar ihtilaf kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış olması ve Türk vatandaşı olan davacının tenfize bu yönde itiraz etmemiş bulunması halinde tenfize karar verilmesi zorunludur. (MÖHUK. md. 38/son). Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki Yasanın 38. maddesi vatandaşlık ayrımı yapmadan tenfiz şartlarını objektif esaslara göre düzenlemiş ve son fıkrada da Türklerin kişi hallerine ait kararlarda özel bir düzenleme yapma gereğini duymuş, aleyhine karar alınanın Türk vatandaşı olması halinde, tenfiz sırasında kendisine itiraz imkanı tanımıştır. Bu hüküm yabancı mahkemelerden verilen Türklerin kişi hallerine ilişkin kararların Türkiye'de geçersiz olduğunu göstermemekte, ancak davalının tenfiz sırasında istediği takdirde bu noktada itiraz hakkı tanımaktadır.
Bir hukuk kuralının yabancı mahkemede yanlış uygulanması o mahkemeye veya o yer üst mahkemesine yapılacak başvurunun konusunu oluşturur. Davalı Türk vatandaşı, hukuka aykırılığı yabancı mahkeme önünde yargılama aşamasında ortaya koymuş, ancak sonuç alamamışsa Türk mahkemesinde bu itirazını ileri sürebilecektir (MÖHUK. md. 38/e), Bunun dışında yanlış uygulamaya dayanılarak tenfize karşı konulamaz. Aksi düşünce yabancı mahkeme kararın doğruluğunun tartışılmasını gündeme getirir. Bu düşünce ise tenfiz sistemi ile bağdaştırılmaz.
Olayımızda kadın Alman, koca ise Türk tabiyetindedir. Kocanın Almanya'da açtığı dava sonucu Alman hukuku uygulanarak boşanmaya karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Koca bu kararın tenfizini istemiştir. Kadın Türk hukukunun uygulanmadığını ileri sürerek tenfize karşı çıkmıştır.
Yabancı mahkemenin uyguladığı hukuk, davalının (aleyhine hüküm kurulan kişinin) Türk vatandaşı olması halinde önem taşır. Davalı Türk vatandaşı olmadığına, ona kendi hukukunun uygulanmış bulunmasına göre, tenfize karşı çıkması düşünülemez (MÖHUK. md. 38/e). Bu davranışı dürüstlük kuralı ile de bağdaştırılamaz.
Alman mahkemesince verilen boşanma hükmü, dayanılan hukuki sebep ve vakalar birlikte değerlendirildiğinde kamu düzenine açık bir aykırılık teşkil etmemektedir.
Türkiye'nin 1975 senesinde taraf olduğu Evlilik Bağına İlişkin Kararların Tanınmasına İlişkin Sözleşmenin 3. maddesinin aradığı tenfiz isteğinin reddi şartları da gerçekleşmemiştir.
Mahkemece tenfiz isteğinin kabulü gerekirken yasanın yorumunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 65.000.000 lira vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi. 21.03.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy