(1086 S. K. m. 8) (743 S. K. m. 137, 144, 148, 149, 315, 316, 161, 162)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 8/1. maddesi, iflas davaları ile vakfa ilişkin davalar hariç olmak üzere mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı 20.000.000 lirayı geçmeyen davaların Sulh Hukuk Mahkemesi'nde bakılacağını hükme bağlamış, maddenin ikinci bölümünde de değerine bakılmaksızın Sulh Mahkemesi'nde görülecek işeri sıralanmıştır. Burada yer almayan davaların Asliye Mahkemesi'nde görülüp karara bağlanması da zorunlu hale getirilmiştir.
Madde 3156 sayılı yasa ile tadil edilmeden önce; boşanma veya ayrılık davası açılmamış ise Medeni Kanun'un 161, 162 maddelerinde yazılı tedbirler ile bunların değiştirilmesi veya kaldırılması hakkındaki isteklerin ve 315. maddesine dayanan taleplerin de sulh hakiminci inceleneceği öngörülmüşken (8/11-4.5) sözü edilen yasa ile 4. maddenin tamamı ve fıkradaki 315. madde metinden çıkartılış, Medeni Kanun'un 161, 162. maddelerindeki (tedbir) 315. maddesindeki (yardım) nafakalarındaki görev bu şekilde Sulh Mahkemesi'nden alınmıştır. Çelişki yaratan, tereddüt doğuran 500. maddede 15.5.1985 tarih ve 3222 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. Hükümet gerekçesinde de tedbir nafakasına ilişkin taleplerin, Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bakılması gerekeceğine işaret edilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında artık bir ayrım yapılmadan bütün nafaka davalarının Asliye Mahkemesi'nde bakılması zorunlu hale gelmiştir.
2- Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 8/1. maddesinde ifadesini bulan (Mamelek hukukundan doğan) ibaresine, akitlerden haksız fiilden ve taşınmaz mal ihtilaflarından kaynaklanan davalar girer. Anne babanın çocuklarına (M.K. md. 148, 152), kocanın eşine (M.K. md. 152, 162/son) boşanmadan sonra eşlerin (MK md. 144, 145) ve ayrıca usul furuğ ile civar hısımların (MK md. 315) karşılıklı olarak açacakları nafaka davaları Medeni Kanunumuzun Aile Hukuku başlığını taşıyan ikinci kitabında düzenlenmiştir. İlama bağlanmış olan nafaka haczedilemez, devredilemez, icrası durdurulamaz ve tahsili geciktirilemez. Temelini ailenin korunması oluşturur. Bu özelliği itibarıyla da nafaka alacakları (şahıs varlığı) hakkındaki davalar grubuna girer. Birinci fıkradaki kural burada uygulanamaz.
Gerçekleşen bu durum karşısında artık hiçbir ayrıma gitmeden bütün nafaka davalarının Asliye Mahkemesi'nde bakılması gerekeceğinden, dilekçenin görev yönünden reddi gerekirken işin esasının incelenmesi ve yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre de diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatrana geri verilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 6.4.1999
MUHALEFET ŞERHİ
"Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" (Anayasa md. 6/3) "Mahkemelerin görev ve yetkileri.. kanunla düzenlenir" (Anayasa md. 142). "Türkiye Cumhuriyeti'nde evvela (görevi) selahiyetleri derecesi kanun ile muayyen Sulh Hakimleri, saniyen... Asliye Mahkemeleri vardır" (Mehakimi Şer'iyenin ilgasına ve Mahakim Teşkilatına ait Ahkamı Muaddil kanun, "Teşkilat Kanunu" md. 1) "Asliye Mahkemeleri Sulh Mahkemelerinin selahiyetleri (görvleri) haricinde kalan bilcümle hukuk.. davalarını.. görür" (Teşkilat Kanunu md. 3). Şu halde bir davada görevli mahkemeyi tayin için o davanın nitelik itibarıyla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevi içinde olup olmadığını belirlemek yeterli olacaktır.
İncelemekte olan bu dava Medeni Kanun'un 315. maddesine dayanan yardım nafakası isteğine ilişkindir.
Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunun 8. maddesi ile Medeni Kanun'un bazı maddelerinde ve bazı kanunlarda Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevlendirildiği davalar belirlenmiştir. Gerek Medeni Kanun'unda ve gerekse diğer özel kanunlarda nafaka davalarının hangi mahkemelerde bakılacağına dair bir açıklama yoktur.
Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunun 8. maddesinde "iflas davalarıyla vakfa ilişkin davalar hariç olmak üzere, mamelek hukukundan doğan değer ve miktarı iki yüz milyon lirayı geçmeyen davalar" ile aynı maddenin diğer bentlerinde gösterilen davaları karara bağlama görevi Sulh Mahkemelerine verilmiştir. Söz konusu kanun hükmü 5.4.1985 tarihinde yüürrlüğe giren 3156 sayılı kanunla değiştirilmezden önce 8/II-4. bentte. "Boşanma veya ayrılık davası açılmamış ise, Türk Kanunu Medenisinin 161, 162. maddelerinde yazılı tedbirleri ve bunların değiştirilmesi veya kaldırılması isteklerini;" 8/II-5. bentte de "Türk Kanunu Medenisinin 315. maddesine dayanan istekleri..". Sulh hakiminin inceleyip karara bağlayacağı yazılı idi. 3156 sayılı kanunla yapılan bu değişikliğe ait gerekçede "Tedbir nafakasına ilişkin dördüncü fıkra metinden çıkarılmış, beşinci bentteki yoksulluk nafakası ile evlilik haricinde doğan çocukların tabii ana babaları ile olan kişisel ilişkilerine ve nafaka borçlarına ilişkin hükümlerde Sulh mahkemelerinin görvleri dışında bırakılmıştır. Bu suretle, diğer nafaka, velayet ve kişisel ilişkiye değinen konularda Asliye mahkemelerinin görvli olması nedeniyle uygulamada müşahade edilen görev ve yetki uyuşmazlıklarının doğurduğu sakıncaların giderilmesi, bu konulara ilişkin tüm uyuşmazlıkların Asliye Mahkemesi'nde halledilmesi öngörülmüştür" denmiştir.
Sayın çoğunlukla ortaya çıkan ihtilaf nafaka davalarında Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunun 8/1. bent hükmünde yer alan parasal sınırlamanın dikkate aınıp alınamayacağında toplanmaktadır.
Düşüncenin sağlam temellere oturtulabilmesi için öncelikle 3156 sayılı kanunla yapılan değişikliğin yorumu ile miktar ve değeri ne olursa olsun nfaka davalarına bakma görevinin Asliye Mahkemelerine ait olup olmadığını ortaya çıkarmak, sonra u davaların hukuksal niteliğini belirlemek ve nihayet bu davalarda müddeabih değerinin ne olduğunu açıklamak gerekir.
Yukarıda görüldüğü üzere kanun metninde "nafaka davalarının" Asliye Mahkemelerinde görüleceğine dair bir açıklama yoktur. Ancak 3156 sayılı kanunun konuya ilişkin hükümet gerekçesinde "bu konulara (nafaka dahil) ilişkin tüm uyuşmazlıkların Asliye Mahkemesi'nde halledilmesi öngörülmüştür" cümlesi yer almaktadır.
Kanun metni mantık ve dilbilgisi analizleri ile başka başka anlamlar taşımıyor ise kanun yoruma ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Başka bir ifade ile yorum yolu ile kanuna yeni bir hukuksal unsur ilave edilemez. Eğer kanun hükmü birden çok anlam taşıyor ise metni, tarihçesi sistemi, amacı gibi unsurlar dikkate alınarak yorumlanır. Bu işlem yapılırken kanun koyuncunun amacını açıklayan kanun gerekçeleri ve müzakere zabıtları önemli bir malzeme olmakla beraber hiç bir zaman bu malzeme kaun metninden dilbilgisi kuralları içinde ede edilen anlamı taban tabana zıt bir yönde değiştirmeye yeterli dayanak oluşturamaz.
Ne hakim ne de başka kişi ve kuruluşlar kanunun objektif anlamı yerine kendi çözüm tarzlarını ikame edemezler. "Yasama yetkisi. Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" (Anayasa md. 7) Şu halde 3156 sayılı kanunun hükümet gerekçesinde yer alan ".. bu konulara (nafaka dahil) ilişkin tüm uyuşmazlıkların Asliye Mahkemesi'nde halledilmesi öngörülmüştür" sözleri dayanak yapılarak miktar ve değeri ne olursa olsun tüm nafaka davalarının Asliye Mahkemesi'nde halledileceği yönündeki kanaate katılmak mümkün değildir.
Mitar ve değer itibarıyla görevli mahkemeyi belirleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8/1. bendinde yer alan parasal ölçünün yanında önemli unsur davanın MAMELEK HUKUKUNDAN doğmuş olmasıdır. Konu hakkında açıklama bulunan ilmi eserlerde (Prof. S. Ş. Ansay, Hukuk Yargılama Usulleri, 1957, Sf: 77; Prof. B. Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1990, Sf: 134; Prof. İ. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuk Dersleri 1975 Sf: 113; Prof. B. Kuru, Prof. R. Arslan, Prof. E. Yılmaz, Medeni Usul Hukuku 1998, Sf: 110) bu kavram "konusu para veya para ile ölçülebilen mal, hak olan davalar" olarak tarif edilmiştir.
Nafaka hak sahibi olduğu tespit edilen kimseye, muayyen sürede veya sürelerde; barınma, yeme, içme gibi ihtiyaçları karşılamak üzere bir miktar paranın ödenmesidir. Nafaka davalarının para ile ölçülebilen daha doğrusu konusu para olan bir dava olduğunda duraksama olmamalıdır. Bu konunun Medeni Kanun'un aile hukuk başlığını taşıyan ikinci kitabında yer almış olması ona şahıs varlığı niteliğini kazandırmaz. Nitekim Medeni Kanun'un 306. maddesinde düzenlenmiş olan evlilik dışı ilişkiden doğan çocukların ve ananın "yalnız mali sonuçları ile babalığa hüküm verilmesine ilişkin babalık davasının mamelek hukukun doğan bir dava" olduğu Sayın Profesörler B. Kuru, R. Arslan ve E. Yılmaz tarafından Medeni Usul Hukuku adlı eserin (1998) 128. sayfasında açıklanmıştır.
Nafaka davalarında karar düzeltme sınırı ile kesinlik sınırında, hüküm altına alınan veya ret edilen aylık nafaka üzerinden dikkate alınması gerektiği Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.5.1997 tarihli 32-422 sayılı dairemizin 20.6.1997 tarihli ve 5827-7226 sayılı 20.2.1998 tarihli ve 1416-1968 sayılı, 6.4.1999 tarihli ve 3254-3105 sayılı kararları gibi yüzlerce kararda açıklanmıştır. Şimdi görev konusunda nafaka davalarının kısmi dava niteliğinde olduğunu söylemenin de mümkün olmadığı kanaatındayım. Nitekim benzer konu olan kira parasının tespiti davaları için Yüksek Yargıtay 7.7.1965 tarihli 5-5 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı'nda "kira parasının belirlenmesi dvalarında (HUMK 8. maddesinde 1711 sayılı kanunla değişiklik yapılmazdan önceki dönem için) Asliye ve Hukuk Mahkemelerinin görevleri, aylık kira parası göz önünde tutularak belirlenir" demiştir.
Bu davalara ait nisbi harç ile nisbi vekalet ücretinin hüküm altına alınan nafakanın yıllık miktarı üzerinden hesaplanacağı yönündeki kanun hükmünü yorum yolu ile genişletip görev konusuna da uygulamak anayasanın yukarıda açıklanan 142. maddesi hükmü ile bağdaşmaz.
Şu halde ayda 30.000.000 TL yardım nafakası istemine ilişkin bu davaya Sapanca Sulh Hukuk Mahkemesi'nde bakılması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 8/1. bendine uygundur. Sayın çoğunluğun görev yönünden bozmasına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy