(1086 S. K. m. 76) (818 S. K. m. 105)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Bir davada öne sürülen maddi olgulara uygulanacak yasa maddeleri bulmak ve uygulamak ve davanın hukuki nitelendirilmesini belirlemek hakimin doğrudan görevidir (HUMK m.76)
Dava hukuksal nitelikçe kaynaklanan Borçlar Kanunu 105. maddeden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir.
Anılan yasa maddesine göre alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı daha tazmin ile mükelleftir
Munzam zarar borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığını kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Başka bir anlatımla munzam zarar temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Kural olarak munzam zarar alacaklısı öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun nedensellik bağını kanıtlamakla yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu kanıtlama ile yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zarar davalarında alacaklının kanıtlama yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalıdır. Yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya kanıtlama yükünün düştüğü kabul edilmelidir. (YHGK. 10.11.1999 tarih, 1998/13-353 esas, 1999/929 sayılı karar)
Ülkemizde süregelen enflasyonist ortamda paranın alım değerinin büyük ölçüde azaldığı yaşanan tartışmasız bir gerçektir. Böyle bir ortamda kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği insan yapısının doğal bir sonucudur.
Enflasyonist ekonominin getirdiği olumsuz etki ve sonuçları herkesin az veya çok bildiği, en önemlisi gerekli olduğu takdirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerinde bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir. Yasal deyimi ile maruf ve meşhur vakıalardır ve bunların kanıtlanmasına gerek yoktur. (HUMK m. 238/2)
Mahkemece 250.000.000 TL. nin 10.11.1995 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline dair verilen karar 22.6.1999 tarihinde kesinleşmiştir. Davacının daha sonra işbu davayı açarak temerrüt tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen zaman zarfında enflasyonun etkisiyle para değerinin düşmesi, alım gücünün azalmasıyla oluşan, munzam zararın ödetilmesini istediği anlaşılmaktadır.
Davalının 10.11.1995 tarihinde ödemesi gereken asıl borcu ödemeyerek temerrüde düştüğü, kesinleşen hükümle sabittir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; 10.11.19995 temerrüt tarihinden 4.2.1999 ödeme tarihine kadar geçen süre zarfında, her yıl itibarıyla gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oran eşya fiyatlarına yansıma durumunu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranlarını, TL. karşısında döviz kurlarını gösteren listeyi, davacıdan istemek gerektiğinde ilgili resmi kurul ve kuruluşlardan araştırmak, konusunda uzman bilirkişi düşüncesinden de yararlanmak suretiyle, bu süre içinde para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle davacı alacaklının maruz kaldığı ortalama zarar miktarını, Borçlar Kanununun 43/2. maddesi hükmü de dikkate alınmak suretiyle tespit etmek, sonra bulunan zarar miktarından davacının icrada tahsil ettiği temerrüt faizini mahsup ederek, bakiyesini davacının munzam zararı olarak hükmetmekten ibarettir.
Mahkemece belirtilen şekilde, inceleme ve araştırma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine 22.05.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle hükmün onanması düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy