(743 S. K. m. 143, 152) (818 S. K. m. 18, 61)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün tebligata rağmen taraflar gelmedi. İşin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacının maaşını davalının alıp harcamayı yaptığı taşınmaz evlilikten 4 ay öncesinden beri davalı tarafından ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan Medeni Kanunun 152. maddesi gereğince infak ve iaşe yükümlülüğü kocaya aittir. Bu hale göre mahkemece yapılacak iş, evlilikten önce davalı tarafından yapılan ödemeleri belirlemek davalının geçindirme yükümlülüğün parasal karşılığı belirlenip kalan davalı geliri ile davacının kocaya bıraktığı aylık geliri ile ziynetlerin o tarihteki değerini göz önünde tutarak davacının taşınmaza katkı oranını bulmak taşınmazın dava tarihindeki surum değerini tespit edip edinmedeki bulunacak katkı oranını bu surum değerine uyarlayıp kazanılmış haklar da gözönünde tutularak hüküm kurmaktır.
Bu yön göz önünde tutulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 06.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ :
Taraflar arasında söz konusu kooperatif payı birlikte edinilmesi için bir anlaşma bulunduğu ispat edilmemiştir.
Davacı dava dilekçesinde söz konusu gayrimenkula yapılan harcamaların davacı tarafından ödendiğini ileri sürüp karşılığının ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Sayın çoğunlukla aradaki ihtilaf bu davada davacının ne istediği, hangi tarihteki değerler üzerinden bir ödence kararı verilmesi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
7.10.1953 günlü 8/7 sayılı içtihadı birleştirme kararında karı-koca aralarındaki akti ilişkiye dayalı olarak gayrimenkul isteyemeceği belirlenmiştir.
Şu halde karı-koca olan davacı ile davalı arasındaki ilişkiyi Borçlar Kanununda gösterilen aktin muhtelif nevilerinden hangisine uygun olduğu belirlenmeden davacının davalıda kalan hakkının ne olacağını belirlemek mümkün olmaz. Nitekim dairemiz bu ilişkiyi 31.1.1992 günlü 12906-922 sayılı kararda vekalet, 17.10.1994 günlü 2941-3802 sayılı kakarda adi ortaklık, 30.1.1996 günlü 13255-996 sayılı kararda karz olarak belirleyip, davalının sorumluluğunu da bu akitlerin özelliklerine göre ortaya çıkarmıştır. Eşler de diğer kişiler gibi Borçlar Kanununda unsurları gösterilen akitlerin her nevi ile akti ilişki içinde olabilirler. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği ancak ortaya konan iradelerin birleştiği noktaya uygun belirlenebilir.
Davacı çok kez olduğu gibi kocanın kendisine verilen vekaletnameyi kullanıp taşınmaz malı davacı adına alacak yerde tapu sicilinde alımı kendi adına yaptığını ileri sürmemekte;başka bir ifade ile vekalet ilişkisinden söz etmemektedir.
Medeni Kanunumuz karı-koca arasında mal ayrılığını kanuni mal rejimi olarak kabul etmiştir. Tabii ki davacının emeği karşılığı kazancı kendi mal varlığındadır. Kadın Medeni Kanunun 190. maddesi şartları dışında kocasına verdiklerini ondan isteyebilir. Davacı eş kazancını davalıya bırakırken veya ona ödeme yaparken ayrıca tarafların iradelerinin "adi ortaklık" , "vekalet" gibi özel bir akit yapma yönünde birleştiği ispatlanmadıkça, yalnız ve yalnızca davalıya para verilmesi taraflar arasında adi ortaklık kurulduğunu kabul için yeterli olmadığı gibi, davalının davacı adına taşınmaz malı vekaleten alması için bu paranın verildiğini kabul etmek de mümkün değildir.
"iki taraf karşılıklı ve birbirlerine uygun surette rızalarını beyan ettikleri taktirde akit tamam olur" ( B.K. 1 ) Davacı ne sarih ve nede zımni bir rıza birleşimi ile söz konusu mal mülkiyetinin davacıya geçirilmesini amaçlayan bir akdi ilişkiyi ispat etmemiştir. Şu halde davacı ancak, unsurlarını ispatlayabildiği karz ( B.K. 306-312 ) çerçevesinde verdiğini davalıdan isteyebilir. Özel akti bir ilişki ispatlanmadıkça davalının evlilik döneminde edindiği menkul veya gayrimenkullarda tarafların ortaklığı amaçlandığını kabul etmek, karı koca arasında kanunun öngörmediği bir kanuni mal rejimi kabul etmek olur. Medeni Kanunun bu yolda değiştirilmesi yönündeki öneriler kanunlaşmadıkça yorum yolu ile böyle bir yola girmek imkanı yoktur.
MUHALEFET ŞERHİ :
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy