(743 S. K. m. 152, 190) (818 S. K. m. 61)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyiz temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün Temyiz eden tebligata rağmen gelmedi. Karşı taraf M. geldi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Toplanan delillerden ve tanık beyanlarından davacının Doğan Marka otomobil alımına ve Kooperatif ödentilerine katkıda bulunduğu belirlenmiş, Medeni Yasanın 190. maddesi koşullarının oluştuğu kanıtlanamamıştır. Davacının geliri, davalının evin infak ve iaşesi ile ilgili giderlerden sorumluluğu da nazara alınarak (MY. md.152) tarafların katkı oranlarının katkı karşılığı verilmesi gereken tazminatın gerekiyorsa bilirkişiden de görüş alınarak belirlenmesi, sonucuna göre bu ödentiler ve araç alımı yönünden uygun miktarda tazminata hükmolunması gerekirken, davanın tümden reddi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 1- Hükmün bozma kapsamı dışında kalan, temyize konu kesimlerinin 1. bentte gösterilen neden Terle onanmasına,
2- Hükmün 2. bentte gösterilen nedenlerle bozulmasına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı dava dilekçesinde söz konusu gayrimenkule yapılan harcamaların davacı tarafından ödendiğini ileri sürüp karşılığının ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
7.10.1953 günlü 8-7 sayılı İçtihadı birleştirme kararında karı-koca aralarındaki aktı ilişkiye dayalı olarak gayrimenkul isteyemeyeceği belirlenmiştir.
Şu halde karı-koca olan davacı ile davalı arasındaki ilişkiyi Borçlar Kanununda gösterilen aktin muhtelif nevilerinden hangisine uygun olduğu belirlenmeden davacının davalıda kalan hakkının ne olacağını belirlemek mümkün olmaz. Nitekim dairemiz bu ilişkiyi 31.1.1992 günlü 12906-922 sayılı kararda vekâlet, 17.10.1994 günlü 2941-3802 sayılı kararda adi ortaklık, 30.1.1996 günlü 13225-996 sayılı kararda karz olarak belirleyip, davalının sorumluluğun uda bu akitlerin özelliklerine göre ortaya çıkarmıştır. Eşler ve diğer kişiler gibi Borçlar Kanununda unsurları gösterilen akitlerin her nevi ile akti ilişki içinde olabilirler. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği ancak ortaya konan idarelerin birleştiği noktaya uygun belirlenebilir.
Davacı çok kez olduğu gibi kocanın kendisine verilen vekaletnameyi kullanıp taşınmaz malı davacı adına alacak yerde tapu sicilinde alımı kendi adına yaptığını ileri sürmemekte; başka bir ifade ile vekâlet ilişkisinden öz etmemektedir.
Medeni Kanunumuz karı-koca arasında mal ayrılığını kanuni mal rejimi olarak kabul etmiştir. Tabii ki davacının emeği karşılığı kazancı kendi mal varlığındadır. Kadın Medeni Kanunun 190.maddesi şartları dışında kocasına verdiklerini ondan isteyebilir. Davacı eş kazancını davalıya bırakırken veya ona ödeme yaparken ayrıca tarafların idarelerinin adi ortaklık, vekâlet gibi özel bir akit yapma yönünde birleştiği ispatlanmadıkça, yalnız ve yalnızca davalıya para verilmesi taraflar arasında adı ortaklık kurulduğunu kabul için yeterli olmadığı gibi, davalının davacı adına taşınmaz malı vekaleten alması için bu paranın verildiğini kabul etmek de mümkün değildir. İki taraf karşılıklı ve birbirlerine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde akit tamam olur (BK. 1) Davacı ne sarih ve nede zımni bir rıza birleşimi ile söz konusu mal mülkiyetinin davacıya geçirilmesini amaçlayan bir akti ilişkiyi ispat etmemiştir. Özel akti bir ilişki ispatlanmadıkça davalının evlilik döneminde edindiği menkul veya gayrimenkullerde tarafların ortaklığı amaçlandığını kabul etmek, karı koca arasında kanunun öngörmediği bir kanuni mal rejimi kabul etmek olur. Medeni Kanunun bu yolda değiştirilmesi yönündeki öneriler kanunlaşmadıkça yorum yolu ile böyle bir yola girmek imkanı yoktur. Kaldı ki davacı davalıya bir para verdiğini de ispat etmemiştir.
Kabule göre de davacı katkıda bulunduğunu ispat etmemiştir.
Bu sebeplerle davacının temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekir.
MUHALEFET ŞERHİ
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle taraflar arasında mal ayrılığı rejimi cari olup mücerret tarafların gelirinin olması davanın kabulüne neden olamayacağına ve davacının katkıda bulunduğunu ispat etmemiş bulunmasına göre kararın onanması gerektiği görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy