(743 S. K. m. 134)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekte evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davalı vekili istifa dilekçesini 28.8.2001 tarihinde kaleme vermiş, davacı taraf da bu istifayı benimseyerek, kararı yeniden 20.2.2002 tarihinde davalı asile tebliğ ettirmiştir. Bu tebliği tarihi itibariyle davalının temyizi süresindedir.
İşin esasının incelenmesine gelince;
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 134/3. maddesi şartları oluşmamıştır.
Medeni Kanunun 134/1-2. maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, müşterek hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacının tanıklarının sözlerinin bir kısmı Medeni Kanunun 134/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izanlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen kararın gösterilen nedenlerle BOZULMASINA temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oyçokluğu ile karar verildi. 06.05.2002
MUHALEFET ŞERHİ
Müvekkili namına muamele yapmış olan vekil nefsini azlettiği dava zaptına kayıt veya tebliğ ettirilmek suretiyle diğer tarafa bildirilmedikçe istifanın... o taraf hakkında hükmü yoktur. (HUMK.68) Diğer yandan belli bir işe takipten veya savunmadan isteği ile çekilen Avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğden itibaren on beş gün süre ile devam eder (Avukatlık K.41/1)
Davalı vekili Avukat A. Ç. vekaletten istifa ettiğine dair 27.08.2001 tarihli belgeyi 28.08.2001 günü dosyaya koymuş ise de bunun gerek müvekkili davalıya ve gerekse davacıya tebliğ edildiğine dair bir belge dosya arasında yoktur. Tebliğ belgelemedikçe yukarıda açıklanan kurullar uyarınca Avukat A. Ç.'in istifası sonuç doğurmaz. Tebligat Kanunun 11. maddesi uyarınca kararın davalı vekiline tebliği zorunludur. Karar davalı vekili Avukat A. Ç.'e 24.01.2002 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacının daha sonra kararı bir kez daha tebliğe çıkarmış olması davalıya yeniden bir temyiz süresi kazandırmaz. Zira temyiz süresi hak düşürücü süre olup hakim kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
Temyiz edilen karar temyiz eden tarafa 24.01.2002 günü tebliğ edilmiş ve fakat söz konusu karar yasada öngörülen (HUMK.432) 15 günlük süre geçtikten sonra 26.02.2002 tarihinde verilen dilekçe ile temyiz edilmiştir.
Kuşkusuz Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı kanunla değiştirilen 432.maddesine göre, temyiz kanuni süre geçtikten sonra yapılır ise, temyiz isteminin reddine karar verme yetkisi hükmü veren mahkemeye aittir.
Ne var ki Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararların yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde dosyanın yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden, Yargıtay'a gönderilmesi durumunda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı kanun ile değişik 432/4. maddesine göre, bu konuda bir karar verilmek üzere, dosya mahalline geri çevrilmeden doğrudan doğruya Yargıtay'ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği (1.6.1990 günlü ve 1989/3 Esas, 1990/4 Karar sayılı) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunca karara bağlanmıştır. Bu durumda gösterilen sebeple temyiz dilekçesinin reddi gerektiği kanaatindeyiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy