(4721 S. K. m. 315, 316) (403 S. K. m. 20) (2675 S. K. m. 2)
Dava: Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacının hasımsız açtığı dava ile, bakım ve gözetimini yaptığı küçükler Meltem Alev ve Esra'yı evlat edinmeyi istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi ile "evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur" hükmü getirilerek, evlat edinmeye izin kararı verilmesi usulü kaldırıldığından, dava ve hüküm tarihi itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8. maddesinin 5. bendindeki evlat edinme davalarında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin hüküm, zımni olarak yürürlükten kaldırılmıştır.
469 sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanununun 3. maddesinde "Asliye Mahkemeleri, Sulh Mahkemelerinin selahiyetleri haricinde kalan bilcümle hukuk, ceza, ticaret davalarını usul ve kanuna tevfikan kabili temyiz olmak üzere görür" hükmü gereğince, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi asıl, Sulh Hukuk Mahkemesinin ise istisna olduğundan, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren evlat edinme davalarında görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Mahkemece, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu nazara alınarak, re'sen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken esasa girilerek, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyada mevcut nüfus kayıt örneğinden, davacı Ali Yorulmaz'ın 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 20. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 24.1.2001 gün ve 2001/1995 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verildiği, kaydının bu sebeple kapatıldığı, böylece Türk vatandaşı olmadığı anlaşıldığına göre, mahkemece 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanunun 2. maddesi gereğince öncelikle davacıya uygulanacak hukukun belirlenip buna göre bir karar vermek gerekirken, Türk vatandaşı olmayan kişinin açtığı davaya araştırma yapılmadan doğrudan Türk Kanunları uygulanarak hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesine;
"Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinden uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.
Araştırma özellikle evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitime yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerinde gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.
Evlat edinenin alt soyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir" hükmü mevcuttur.
Mahkemece, Medeni Kanunun 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan ve küçüklerin kanuni temsilcisine karşı dava açılması gerekirken, hasımsız olarak açılan davaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü, ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy