(743 S. K. m. 9, 462) (4722 S. K. m. 17) (818 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 30.09.2003 günü temyiz eden Tijen vekili geldi. Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Miras bırakan 30.09.2001 tarihinde vefat ettiğinden 4722 Sayılı Kanunun 17. maddesi gereğince davada Türk Kanunu Medenisinin hükümleri uygulanacaktır. Medeni Kanunun 462/2. maddesine göre ölüme bağlı tasarruflarda yer alan kanuna aykırı şart ve yükümlülükler geçersizdir. Velayet hakkının kullanılması kamu düşüncesiyle öngörülmüş bulunduğu için bunun sağlar arası bir sözleşme yada ölüme bağlı tasarrufla sınırlanması mümkün değildir. Bu yolda yapılan bir kısıtlama; hangi düşünceye dayanırsa dayansın kapsam ve niteliği ne olursa olsun kanuna aykırı olur. ( BK md. 20, MK. md. 462/2 )Kişiler haklarını kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine )sahiptirler. ( TMK. md. 9 )Kanunda yazılı haller dışında kimse bu hakkından yoksun bırakılamaz. Aksini belirleyen bir şart veya mükellefiyet az önce belirtildiği gibi kanuna aykırılık teşkil eder.
Olayda vasiyetçi, mirasçıların miras payına düşen tereke üzerindeki kullanma hakları bakımından bir kısıtlama meydana getirmiş; torunun 20 yaşını ikmal edince veya yüksek tahsil yaptığı takdirde yüksek tahsilini tamamlayıncaya kadar geçecek zamanda terekenin sevk ve idaresi için üçlü bir kayyım tayinini öngörmüştür ki; bu arzu kanuna aykırıdır. Çünkü bu durumda çocukların ergin olmalarına kadar veli veya vasilerin tereke üzerinde onların adına tasarruf hakkı ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu yükümlülük Medeni Kanunun 264, 268, 278, 382, 388, 404, 408 maddeleriyle bu konu ile ilgili buyurucu diğer hükümlerine ters düşer. Torununun ergin olduktan sonra dahi malların kayyım heyeti marifetiyle idaresi yolundaki kısıtlama ise Medeni Kanunun 9. maddesine aykırıdır. Öyle ise vasiyetnamedeki terekenin idaresine ilişkin sınırlayıcı arzu geçersizdir.
Bir kimse kanuni mirasçısını tasarruf nisabı içinde kalan terekesi bakımından mansup mirasçı yapabilir. Olayda vasiyetçi yegane kanuni mirasçısı olan torununu mirasçı naspetmiştir. Bu yoldaki ölüme bağlı tasarruf saklı paya düşen tereke bakımından hüküm ifade etmemekle beraber, tasarruf nisabına dahil tereke yönünden geçerlidir. Ancak, kanuni mirasçılar gibi mansup mirasçılarında tereke üzerindeki kullanma hakları ve kanuni mümessillerinin görevleri sınırlanamaz. O halde vasiyetçinin tasarruf nisabı içinde kalan terekesinin de vasiyetnamede belirtilen biçimde resmen idaresi mümkün değildir. Yani bu yoldaki arzu kanuna aykırı olduğu için geçersizdir. Somut olaya gelince: Miras bırakan torunu küçük Selçuk 'u B 16. Noterliğinin 3.8.2000 tarih 22509 sayılı vasiyetnamesiyle mirasçı naspetmiştir.
Mahkemece yapılacak iş; talep ve Borçlar Kanununun 20/2. maddesi hükmü de gözetilerek vasiyetnamenin yukarıda izah edilen velayet ve fiil ehliyetini kullanma hakkını sınırlayan hükümlerinin iptaline karar vermekten ibarettir. Uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken davanın reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 275.000.000 lira vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 07.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy