(4721 S. K. m. 166, 175)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm kusur, velayet, tazminat ve nafaka yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Boşanmaya neden olan olaylarda eşine hakaret edip, fiziksel şiddet uygulayan ve sadakatsiz davranışları bulunan davacı koca tam kusurludur. Davada anlaşmalı boşanma koşulları da oluşmamıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK. md. 166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak hükmün boşanma yönü temyize gelmediğinden bozma sebebi sayılmayarak yanlışlığa işaret olunmakla yetinilmiştir.
Kararın temyiz itirazlarına yönelik incelenmesine gelince;
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle boşanmanın eki niteliğinde olan maddi ve manevi tazminatın, karşılık dava olmadan da boşanma davası içinde istenmesinin mümkün bulunmasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Müşterek çocuğun yargılama süresince davacı babası yanında kaldığı dosya kapsamından anlaşıldığı halde dava tarihinden itibaren çocuk yararına tedbir nafakası takdiri doğru değildir.
3- Davalı kadının konfeksiyon işyerinde sigortalı ve müdür olarak çalıştığı davalı vekilinin beyanı ve sunduğu işyeri belgesinden anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 175. madde koşulları oluşmamıştır. Davalının yoksulluk nafakası isteğinin reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın 2 ve 3 nolu bentlerde gösterilen sebeplerle davacı yararına BOZULMASINA, tarafların temyizlerine konu diğer yönlerin 1 nolu bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcını yatıran davacıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy