(4721 S. K. m. 166)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 8.2.2005 günü temyiz eden Gülfer Can vekili Av. Ö. Faruk Bal geldi. Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Mazereti okundu, kabul edilmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Mahalli, mahkemece; kocasına karşı ağır sözler söyleyen davalı kadının ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanmaya kadının tazminat ve yoksulluk nafakası isteklerinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı tanıkları; davalının evi terk ederken kocasına hakaret ettiklerini bildirmişlerdir. Kadın tarafından daha sonra açılan nafaka davasına karşı; koca 29.05.2002 tarihli yanıt dilekçesinde; eşime, gitmemesi hususunda ricada bulundum, gitti. Dilediği zaman evime gelebilir. demiştir. Davacı kocanın bu açıklaması, kadının tanıklarca söylediği ifade edilen sözlerin hoşgörüyle karşılandığını, artık buna dayanılarak boşanma isteyemeyeceğini gösterir.
Davalı tanığı M.'in beyanından, davacı kocanın, karısını ayağında terlikle evden getirip babasına teslim ederek al, bunu götür dediği anlaşılmaktadır. Bu tanık, daha önce de kadının sürekli kocası tarafından dövülüp hakarete uğradığını açıklamıştır.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK. md. 166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının maddi manevi tazminat ve yoksulluk nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 400 YTL. vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 08.02.2005 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy