(4721 S. K. m. 166)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının yetkiye yönelik temyiz itirazları yersizdir.
2- Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Davacı tanığı S. 2000 yılından öncesine ait bilgi vermiş olup, evliliğin bundan sonra 2001 yılının Temmuz ayına kadar sürdüğü sabittir. Kaldı ki davacı 13.03.2002 tarihinde ihtar isteğinde bulunmakla önceki olayları affetmiş sayılır.Davacı tanığı C. 'nin ise davalıyı tanımadığı, kendi işlettiği büfede tanık olduğunu söylediği telefon görüşmesindeki kişinin davalı olup olmadığı kuşkulu olduğu gibi ifadesi soyut ve inandırıcı olmaktan uzaktır.
Boşanmaya neden olan olaylarda eşi ve çocuğuyla ilgilenmeyen, evdeki eşyaları kısmen boşaltıp bekar arkadaşıyla yaşayan; karısına telefonla eşyaları satıp boşanacağını söyleyen davacı koca tam kusurludur.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği. ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini; devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK. md. 166/2).
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın (2) no'lu bentte gösterilen sebeple davalı yararına BOZULMASINA, yetkiye yönelik kısmın (1) no'lu bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, bozma sebebine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcını yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 23.05.2005.
Full & Egal Universal Law Academy