(1412 S. K. m. 408) (647 S. K. m. 5) (5083 S. K. m.2)
Dava: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda yangının sanıkların yaktığı ateşten çıktığını kesin olarak söyleme olanağı bulunmadığı ifade edilmişse de yangın alanında ham ve ayrışmış humustan oluşan kısmın tamamen yandığının; bu tabakanın 35 cm. derine kadar indiğinin, 350 adet ağacın tepe yangını görüp gövdelerinin zarar görmemesine karşılık ateş yakılan yerin çevresinde 1.60 ile 5 metre mesafelerde dört yönde yangından sonra hayatiyetini yitiren ve kesilen ağaçlar bulunup bu ağaçların toprak altında en az tepe çatısı genişliğinde ve kökün 8 metre çevresinde dairesel olarak yayılmış kök ve kılcal köklerinin bulunduğunun; ateş yakılan yerin temizlenmiş olsa da alt tarafta bu köklerin fazla miktarda bulunduğunun, ateş yakılan tarihin yangın için en hassas dönem olduğunun, su dökülerek ateşin söndürülmeyip köreltildiğinin, ağaç köklerinin için için yanmaya devam ederek dip köklerin yüzeye çıktıkları anda alevleneceklerinin aynı bilirkişi raporunda ifade edilmesine;
Yine raporda orman alanının herkese açık olup başka bir şahsın attığı sigaradan çıkma ihtimali olduğu belirtilmişse de sanıkların orada bulundukları süre içinde başka şahısların gelmediğini, ateş yakıp yakmadıklarını görmediklerini ifade etmeleri, ilk keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve ek raporunda yangının ilerleyiş ve yayılış yönlerinin sanıklarca yakılan bu ateşten çıktığını işaret edep ateş yakıldıktan yaklaşık 30 saat sonra orman yangını çıkmasının mümkün olduğunun belirtilmesi, sanıklarca ateş yakıldığının kabul edilip ateş yakılan sahanın konumu, bitki örtüsü, mevsim koşulları itibariyle yaktıkları ateşin yangına sebep olabileceğini öngöremediklerinden söz edilemeyeceği karşısında mahkemenin delillerin değerlendirilmesi gerekçe ve takdirine göre tebliğnamenin 1. paragrafında yazılı bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.
Suç tarihi itibariyle temel ağır para cezasının ve hükmolunan tazminat, ağaçlandırma gideri ve yangın söndürme masrafları toplamı üzerinden nisbi harcın eksik tayini temyiz talebinin kapsamı nedeniyle bozma sebebi yapılmamıştır.
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine ancak;
1- Sanıklardan Hakkı vekilinin 5.11.2002 tarihli celsede sanık hakkında 647 sayılı Kanunun 5. maddesinin lehe olarak uygulanması yönündeki talebi hakkında bir karar verilmemesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre, tazminat ağaçlandırma gideri, yangın söndürme masrafları, nisbi harç ve yargılama giderlerinin sanıklardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiğinin gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,
3- 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Kanunun 22. maddesi ile 5083 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2. maddesine eklenen (İlgili kanunları gereğince uygulanacak adlî ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz) fıkrasının sanıklar lehine hüküm doğurması nedeni ile sanıklar hakkında uygulanan para cezasındaki 1 YTL'nin küsurunun atılması lüzumu,
4- Yangın söndürme masrafı üzerinden faize hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş sanık Hikmet, sanık Hakkı vekili ve müdahil idarenin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 26.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy