Basit yaralama suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 86/3-e, 35/1, 29/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.700,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Aksihar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/899 Esas, 2019/1314 Karar sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, infaz ve ilamat bürosunca atılı suçtan ceza hesabı yapılırken hesap hatası yapıldığından bahisle maddi hatanın düzeltilmesi yönünde talepte bulunulması üzerine, 1.700,00 Türk Lirası adli para cezasının infazının durdurulmasına ve 1.680,00 Türk Lirası olarak infazın devamına ilişkin anılan Mahkemenin 06.03.2020 tarihli ve 2019/899 Esas, 2019/1314 Karar sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına dair mercii Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2020 tarihli ve 2020/706 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 07.10.2020 tarihli ve 2020/8956 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2020 tarihli ve 2020/92239 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.11.2006 tarihli ve 227-228 sayılı kararında “Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları, yargı kararlarında “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” diye isimlendirilen beşeri hatalardır. Yargılama araçlarının belirli biçimde takdir edilmelerinden kaynaklanan değerlendirme hataları ise hukuki yanılgılardır. Hukuki yanılgılar, ancak başka bir merci tarafından ve yasa yolu başvurusuyla açılan bir tali muhakeme ile giderilebilir. Yargı kararlarındaki maddi yanılgıların düzeltilmesi ise herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı değildir. Bu yanılgılar, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilebilir.” şeklindeki ve yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.02.2014 tarihli ve 2013/70-2014/57 sayılı kararında “ Suç için ceza tertip edilirken dikkatsizlik sonucu iradi olmaksızın yapılan basit matematik hatalarının aleyhe değiştirmeme zorunluluğu ya da aleyhe düzeltme yasağının kapsamında değildir” biçimindeki açıklamalar karşısında, somut olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 86/3-e, 35/1 ve 29/1. maddeleri uyarınca hükmedilen 101 gün adli para cezasının, aynı Kanun’un 62/1. maddesi uyarınca (1/6) oranında indirilmesi sonucunda 84 gün adli para cezası yerine, 85 gün adli para cezasına hükmedilerek hesap hatası yapıldığı, ancak bu hatanın mahallinde mahkemesince düzeltilebileceği gözetilmeksizin, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
5271 sayılı CMK'nin "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223/1. maddesine göre; "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür". "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231/1. maddesine göre; "Duruşma sonunda, 232. maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır." "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232/3. maddesine göre "Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur." Aynı maddenin altıncı fıkrasına göre ise; "Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir."
Ceza Genel Kurulunun 03.04.2018 tarihli ve 2015/16-873 Esas, 2018/145 Karar sayılı kararında da açıklandığı gibi; duruşmanın bittiği bildirildikten sonra CMK'nin 223/1. maddesi uyarınca hüküm verilmesi zorunludur. Bu hükümde gerekçeye yer verilmese dahi, CMK’nin 232/6. maddesi uyarınca, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme imkânının bulunup bulunmadığının, başvuru imkânı varsa süresi ve merciinin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada bu şekilde gerekçesi açıklanmadan hüküm verilmesine kısa karar denilmektedir. Kısa karar olarak adlandırılan bu hüküm fıkrasının tümüyle duruşma tutanağına geçirilmesi, akabinde okunarak, gerekçesinin ana hatlarıyla anlatılması gerekmekte olup kısa karar yani hüküm bu şekilde açıklandıktan sonra geçerlilik kazanacaktır. Gerekçeye yer verilmeden sadece kısa karar olarak adlandırılan "hüküm-sonuç" bölümünün açıklanmasından sonra, maddi olayın açıklandığı "sorun" bölümü ile delillerle sonuç arasındaki bağın, yani neden bu sonuca ulaşıldığının anlatıldığı ve hukuki nitelendirmenin yer aldığı "gerekçe" bölümünün hüküm fıkrasına da yer verilmek suretiyle, kısa kararın açıklanmasından itibaren on beş gün içinde yazılması gerekmektedir. Bu şekilde sorun, gerekçe ve hüküm-sonuç bölümünden oluşan karara ise uygulama da gerekçeli karar denilmektedir.
Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş uygulama ve kabullerine göre, hükmün esasını kısa karar oluşturmaktadır. Tutanağa geçirilmesi ve açıklanması suretiyle hukuken geçerlilik kazanmış kısa kararın/hükmün önemine binaen mahkemelerin kısa karar oluştururken son derece dikkatli ve ciddi davranmaları gerekmektedir. Ancak hüküm kurulurken çeşitli hatalar yapılabildiği, örneğin nitelikli haller nedeniyle ceza artırılırken artırım oranlarında, bazen de sonuçlarında hatalar yapılabildiği gibi indirim nedeninin uygulanması sırasında da hesap hatası yapılarak daha az ceza tayin edildiği, hatta nitelikli hal nedeniyle cezanın artırılması yerine indirilmesi yoluna gidildiği, ilgili kanun maddesinde suç için hapis cezası ile birlikte para cezası da öngörüldüğü halde, yalnızca hapis ya da para cezasına hükmedildiği, öngörülmüş cezanın alt sınırının da altında olacak şekilde bir ceza tayin edildiği veya belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması sırasında işlem hataları yapıldığı görülmektedir. Uygulamada hükmün kurulması sırasında yapılan hatalar, "uygulama hatası", "hesaplama hatası", "yazım hatası" şeklinde tasniflere tabi tutulmaktadır. Uygulama hatası; yargılama araçlarının belirli biçimde hatalı takdir edilmelerinden kaynaklanan hukuki yanılgılardır. Hesaplama hatası, cezanın artırımı veya eksiltimi sırasında yapılan matematiksel işlem hatalarıdır. Yazım hataları ise, olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasıdır. Esasen hesaplama ve yazım hataları da uygulama neticesinde ortaya çıkmış hatalar olduğundan sonuç itibarıyla birer uygulama hatasıdır. Yerleşmiş uygulama ve kabullere göre, uygulama ve hesap hataları dışında kalan ve sonuç ceza üzerinde değişikliğe yol açmayan maddi yazım hatalarının yöntem ve zaman sınırlamasına tabi bulunmaksızın, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından kendiliğinden veya denetim muhakemesi sonunda verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilmesi mümkündür. Ancak bu hataların dışında kalan ve hükmün esasıyla sonucunu etkileyen hatalar ancak kanun yoluna müracaat neticesinde düzeltilebilecektir.
Hüküm ve kararlara yönelik kanun yoluna başvurulabilmesi esas olmakla, istisnai olarak bazı hüküm ve kararlara karşı kanun yoluna başvuru imkanı tanınmamıştır. Kanun yolları olağan ve olağanüstü kanun yolu olarak düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'de olağan kanun yolları itiraz, istinaf ve temyiz, olağanüstü kanun yolları ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesidir. Olağan kanun yolları kesin olmayan hüküm ve kararlara yöneliktir. Olağanüstü kanun yolları ise yöntemince kesinleşmiş olan hüküm ve kararlara yöneliktir. Bir hüküm veya karar, niteliği itibariyle kesinse ya da olağan kanun yolundan geçerek kesinleşmişse ve halen hukuka aykırılık barındırıyorsa bu aykırılık ancak olağanüstü kanun yoluyla giderilebilecektir.
İncelenen dosyada; Akhisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/899 Esas, 2019/1314 Karar sayılı kararıyla sanık ...’ın 5237 sayılı TCK’nin 86/2, 86/3-e, 35/1, 29/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.700,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, infaz aşamasında sanık hakkında TCK’nin 86/2, 86/3-e, 35/1 ve 29/1. maddeleri uyarınca belirlenen 101 gün adli para cezasının, TCK 62/1. maddesi uyarınca (1/6) oranında indirilmesi sonucunda 84 gün adli para cezası yerine, 85 gün adli para cezasına, sonuç adli para cezasının da 1.680 TL yerine 1.700 TL olarak fazla hesaplandığının fark edilmesi üzerine mahkemeden bu hesap hatasının düzeltilmesi talebinde bulunulduğu, mahkemece 06.03.2020 tarihli ek karar hesaplama hatasının düzeltildiği, ek karara itiraz edilmesi üzerine de merciince itirazın kabul edilerek ek kararın kaldırıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan hesaplama hatasının ancak kanun yoluna müracaat neticesinde düzeltilebilmesi mümkündür. Verilen karar niteliği itibariyle kesin olduğundan mevcut hukuka aykırılık ancak olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluyla giderilebilir. Mahkemenin ek karar ile bu hukuka aykırılığı kendi gidermesi mümkün değildir. Böylece merciince itirazın kabul edilerek bahsi geçen ek kararın kaldırılmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.12.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.