Kasten basit yaralama suçundan sanık ...'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 86/3-e, 29, 62 ve 52. maddeleri gereğince 2.220,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.05.2015 tarihli ve 2015/145 Esas, 2015/318 Karar sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın 09.06.2015 tarihli dilekçesi ve dosyaya sunduğu rapora binaen mahkumiyet hükmünün kaldırılması ile sanığın akıl hastası olduğu ve ceza ehliyetinin bulunmadığından bahisle 5237 sayılı Kanun'un 32/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına dair Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2015 tarihli ve 2015/145 Esas, 2015/318 Karar sayılı ek kararına karşı Adalet Bakanlığının 07.10.2020 tarihli ve 2020/4122 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2020 tarihli ve 2020/91877 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, sanık ...'nın 09.01.2015 tarihinde karıştığı kavgada müşteki ...'ı bıçakla basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı gerekçesiyle 2.220,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.05.2015 tarihli ve 2015/145 Esas, 2015/318 sayılı kararının kesinleşmesinden sonra, sanığın 09.06.2015 tarihli dilekçesi ile Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2015 tarihli ve 2015/45 Esas, 2015/469 sayılı kararında, Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 24.04.2015 tarihli raporuyla cezai ehliyetinin bulunmadığı tespit edildiğinden bahisle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğini, söz konusu dosyadaki suç tarihinin Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/145 Esas sayılı dosyadaki suç tarihiyle aynı olduğunu ileri sürerek cezanın kaldırılmasını talep etmesi üzerine, Mahkemesince ek karar ile önceki mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise de, söz konusu durumun hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan yeni olay ve delil olarak kabul edilip meselenin 5271 sayılı Kanun'un 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla çözülmesi gerektiği ve Mahkemenin vereceği ek kararla verilen cezanın ortadan kaldırılamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Buna göre hâkim veya mahkemece verilen karar veya hükümlerin kanun yararına bozma konusu yapılabilmesi için, bu karar veya hükmün hukuken geçerli olması ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmesi gerekmektedir.
Hakim veya mahkemenin, kovuşturma aşaması sonucunda verdiği karar ya da hüküm, kanun yolu incelemesi ile ortadan kaldırılmadıkça veya yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü söz konusu olmadıkça aynı davaya bakma imkanı olmadığı halde, mahkemenin, yeniden dosyayı ele alarak verdiği karar ya da hüküm hukuken geçersizdir. Bu hüküm veya karar, kural olarak olağan yasa yolu olan itiraz, istinaf ve temyiz kanun yoluna konu olamayacağı gibi olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna da konu olamaz.
CGK’nin 27.10.2009 tarihli, 2009/206 Esas ve 2009/250 Karar sayılı kararında da; "...Hukuken geçerli olmayan karar ve hükümlere karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması olanaklı olmadığından Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu nedenlerle kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin bu nedenlerle reddine karar verilmesi” gerektiği kabul edilmiştir.
İncelenen dosyada; sanık hakkında 11.05.2015 tarihli asıl kararda kasten basit yaralama suçundan kesin nitelikte 2.220 TL adli para cezasına hükmolunmasına karşın, sanığın kendisinin akıl hastası olduğunu bildiren dilekçe ve adli raporunun ibraz etmesi üzerine 10.06.2015 tarihli ek karar ile sanık hakkındaki önceki mahkumiyet hükmünün kaldırılması suretiyle sanığın akıl hastası olduğu ve ceza ehliyetinin bulunmadığından bahisle 5237 sayılı TCK’nin 32/1 ve 5271 sayılı CMK’nin 223/3-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilmiştir.
Oysa, sanık hakkında kasten basit yaralama suçundan verilen 11.05.2015 tarihli ilk hüküm, olağan veya olağanüstü yasa yollarına başvurularak ortadan kaldırılmadıkça, mahkemenin, bu davanın esasıyla ilgili yeni bir karar ya da hüküm vermesine yasal olanak bulunmamaktadır. Karardan sonra ortaya çıkan sanık lehine sonuç doğurabilecek ceza ehliyet ile ilgili talebin ''yargılamanın yenilenmesi'' hükümlerine göre değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken duruşma açılmaksızın dosya üzerinden verilen 10.06.2015 tarihli akıl hastalığı nedeniyle sanık hakkında ceza verilmesine yer
olmadığına ve tedavi ve denetimli serbestlik uygulanmasına dair ek karar hukuken geçersiz ve yok hükmünde olan bir karardır.
Bununla birlikte, mevzuatımızda hukuken geçersiz nitelikteki kararların kendiliğinden yok sayılmasını düzenleyen bir hüküm de bulunmamaktadır. Hukuken geçersiz ve yok hükmündeki kararlar, olağan veya olağanüstü kanun yolları vasıtasıyla, hukuken geçersiz olduklarına ilişkin bir tespit yapılmadıkça şeklen varlığını koruyacaktır.
Bu itibarla, 11.05.2015 tarihli mahkumiyet hükmü ile davadan el çeken mahkemenin, hükmün esasıyla ilgili dosya üzerinden verdiği ek karar hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğundan, hukuken varlık kazanmayan ek kararın kanun yararına bozma yasa yoluyla bozulması da mümkün değildir.
Bu nedenlerle, kanun yararına bozma yasa yoluna ancak hukuken geçerli kararlara karşı başvurulabileceğinden; Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, hukuki değerden yoksun ve yok hükmündeki 10.06.2015 tarihli ve 2015/145 Esas, 2015/318 Karar sayılı ek kararına yönelik yapılan kanun yararına bozma isteminin CMK’nin 309. maddesi gereğince REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.11.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.