İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/640 E., 2022/817 K.
SUÇ: Devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM: 1.Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu yönündenistinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı
2.Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden istinafbaşvurusunun esastan reddi kararı
TEMYİZ EDENLER: Sanık ve müdafii
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.06.2021 tarihli ve 2017/129 Esas, 2021/214 sayılı Kararı ile sanık hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğü Bozma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 302 nci maddesinin birinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesi dokuzuncu fıkrası uyarınca mahkumiyetine ve mahsuba, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin birinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının b.f bentleri, 43/2 nci maddesi delaleti ile 43/1 inci maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesi dokuzuncu fıkrası uyarınca mahkumiyetine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
2. Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 05.07.2022 tarihli ve 2022/640 Esas ve 2022/817 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçu açısından mahkumiyete yönelik kararın hüküm kısmının incelenmesinde; sanık hakkında TCK'nın 302/1 inci maddesi uyarınca tayin olunan temel cezadan TCK'nın 62/1 inci maddesi uyarınca indirim yapılırken sanığın müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ibaresinin yazılması gerekirken sehven "TCK'nın 62/1 inci maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak" ibaresinin yazılması hukuka aykırı ise de; CMK'nın 280/1-a-d ve 303/1-e maddeleri uyarınca bu hususların davanın yeniden görülmesini ve duruşma açılmasını gerektirmeksizin düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün A bendinin 3 üncü fıkrasında yer alan ''TCK'nın 62/1 inci maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak" ibaresinin çıkartılması ve yerine ''TCK'nın 62/1 inci maddesi uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına'' ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilerek, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik hüküm kurulurken; TCK'nın 109/1 ve 109/3-b-f maddeleri gereğince tayin olunan cezanın, 3713 sayılı Kanunun 5/1 inci maddesi uyarınca artırıldıktan sonra devamında TCK'nın 43/1-2 nci maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken TCK'nın 61 inci maddesine aykırı olarak yazılı şekilde uygulama yapılması sonuç ceza değişmediğinden davanın yeniden görülmesi nedeni yapılmamıştır değerlendirmesi yapılarak sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 13.11.2022 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ve müdafiinin temyiz istemi özetle;
1. Tanıkların yüzyüzelik ilkesi gereği huzurda dinlenmesi gerektiğine, huzurda dinlenmeyen ve sanığın soru sorma hakkı engellenerek savunma hakkı sekteye uğratılan sanık ile ilgili tanık beyanlarının ve teşhislerinin hükme esas alınmaması gerektiğine,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine,
3. Usul ve yasaya aykırı karar verildiğine,
4. Kabule esas alınan delillerin hukuka aykırı olduğuna,
5. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,
6. Lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine,
7.Sanığın cezasını infaz ettiğine, infazı gerçekleştirilen dosyanın içeriği kopyalanarak hakkında yeniden hüküm kurulduğuna,
8. Eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna,
9. Sanığın kastı bulunmadığından hata hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
10. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara,
ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Tüm dosya kapsamı incelenip değerlendirildiğinde, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararının konu edildiği dosyada sanığın, C.D.'yi örgütün dağ kadrosuna götürmek için karşıladığı, sanığın KCK Adalet Komisyonu içerisinde yargılama yaptığı, örgütün dağ kadrosu ile görüştüğü açık tanık A.B.'nin beyanı ile de mahkemece sabit görülmekle, hem örgütün dağ kadrosuna eleman aktarımında görev yapan hem de KCK terör örgütü içerisinde sözde yargılama faaliyeti yapan ve bu denli terör örgütü ile organik bağ içerisinde bulunan sanığın bu faaliyetleri örgütün hiyerarşik yapısında dahil olmadan gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı, zira bu tür faaliyetlerin örgütçe kabul gören ve hiyerarşiye dahil olan üyeler tarafından gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, sanığın üzerine atılı 27.09.2010 suç tarihli terör örgütü üyeliği suçunu işlemiş olduğu vicdani kanaatine varılarak sanığın 5237 sayılı TCK'nın 314/2 nci maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş olması, tanık M.D. hakkında Van (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/455 Esas 2012/46 Karar sayılı dosyasında (devredilen Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/513 esas sayılı dosyasında) verilen örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 ... hapis cezasının temyiz edilmeden 27.06.2012 tarihinde, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan tanık A.B.'e verilen 3 yıl 1 ay 15 ... ve İ.Ö.'ye verilen 6 yıl 3 ay hapis cezalarının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2013/15067 Esas 2015/10186 sayılı Kararı ile 16.10.2014 tarihinde onanarak kesinleşmiş olması,
mağdurların aşamalar ve farklı dosyalardaki öz itibariyle birbiriyle uyumlu ve tutarlı mahiyetteki dosya kapsamıyla uyumlu mahiyetteki beyanları, yargılamanın önceki safhalarında CMK'nın 148 inci maddesine göre usul ve yasaya uygun olarak beyanları alınmış olan tanıklar A.B., S.K. ve M.D.'nin sanığın mağdurlara yönelik, tanık A.O.'nun ise sanığın örgüt ile bağlantısının bulunduğuna yönelik beyanlarının, öz itibariyle birbiriyle, maddi gerçekle ve mahkememizce kabul edilen oluş ile örtüşür mahiyette olması, olay tutanakları, yukarıda maddi unsurları irdelenen devletin birliğini ve bütünlüğü bozma suçu ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın daha evvelki bir zaman zarfında yargılaması yapılan ve haklarında yukarıda da zikredildiği üzere kesinleşmiş mahkumiyet kararları verilen tanıklar A.B. ve M.D.'yi, yönlendirerek ve tanıklara talimat vererek, yaşı küçük mağdurlar F.Ö., M.Ş. ve M.Y. ile yaşı büyük mağdur M.A.'nın örgüte katılımlarını yapmak için zorla götürdüğü, sanığın yaşı küçük TCK'nın 109/2 nci maddesinde ihdas edilen ve kanun maddesinde suçun unsuru olan cebire vücut vermeyecek mahiyetteki zorlamasıyla mağdurların örgüte katılımlarının yapılması için kaçırılması eyleminde aktif ve efektif bir şekilde rol oynayarak katılım sağladığının, dosya kapsamındaki tanıkların ve müştekilerin beyanları ile zikredilen deliller itibariyle sabit olduğu anlaşılmakla, PKK terör örgütüne milislik yaptığı, örgütsel yapı içerisine dahil olmadan, örgütün hiyerarşisine girmeden, emir ve talimat almadan, örgütün üst düzey sorumluları tarafından bizzat görevlendirilmeden, örgüte eleman aktarmak eylemlerini gerçekleştirebilmenin mümkün olmadığı ve bu eylemlerin süreklilik ve yoğunluk arz eden bu bir bağ gerektirdiği aşikar olduğu, bu sebeple sanığın süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden bu eylemleriyle terör örgütü ile tam bir fikir ve eylem birliği içerisine girerek organik bağ kurduğunun sabit olduğu, sanığın PKK silahlı terör örgütünün kırsal alanına eleman kazandırmak suretiyle, bu şekilde suç tarihinde yaşları küçük olan mağdurlar F.Ö., M.Ş. ve M.Y. ile mağdur M.A.'yı zorla örgüte götürmek için alıkoyduğu şeklindeki, aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunu gösterir mahiyetteki eyleminin, TCK 109 uncu maddesinde ihdas edilen suçu zincirleme şekilde çocuğa karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu ve bu suçun da TCK 302 nci maddesinde belirtilen devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçuna araç suç olduğu anlaşılmakla, sanığın eylemlerine uyan TCK 302/1, 2, 109/1, 109/3.f, 43/2 ve 3713 sayılı Kanunun 5/1 inci maddeleri uyarınca tecziyesine, her ne kadar sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin olarak da mahkemede görülmek üzere kamu davası açılmış ise de, mahkemece sanık hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu sebebiyle mahkumiyet kararı verilmiş olmakla, yukarıda zikredilen gerekçe sebebiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan artık müstakilen bir ceza tayini yoluna gidilemeyecek olması sebebiyle sanığa TCK’nın 314/2 nci maddesinde ihdas edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza verilmesine yer olmadığına, aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiş, her ne kadar tanıklar A.O., S.K. ve A.B.'nin kovuşturma evresindeki beyanlarında CMK'nın 148 inci maddesi uyarınca usul ve yasaya uygun olarak alınan ve bu nedenle de mahkememizce itibar edilebilir mahiyetleri olan beyanlarından rücu ederek, sanığın üzerine atılı suça vücut verir mahiyette bir eylemini görmediklerini belirtmiş iseler de, tanıkların daha önceden soruşturma evresindeki beyanlarında belirtmiş oldukları ve dosyadaki delil durumu ile uyumlu mahiyetteki beyanlarında belirtmiş oldukları gibi, sanık hakkında, sanığı tanımayan veya eylemlerini görmeyen bir kişinin, bilmesi ihtimali olmayan hususlar ile ilgili olarak, öz itibariyle birbiriyle örtüşür mahiyette beyanlarda bulunmalarının, hayatın olağan akışına aykırı olması sebebiyle, iş bu tanıkların kovuşturma evresindeki beyanlarına itibar edilmemiş, her ne kadar sanığın ve müdafiinin aşamalardaki savunmalarında, sanığın iş bu yargılamanın konusunu oluşturan eylemleri sebebiyle Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararına konu dosyasında da yargılandığını ve sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiğinden bahisle iş bu yargılamanın mükerrer bir yargılama olduğunu ileri sürmüş iseler de, incelenen ve yukarıda da zikredilen Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararının gerekçesinde "Sanığın sanık C.D.'i örgütün dağ kadrosuna götürmek için karşıladığı, dosya kapsamı ile sabittir. Diğer taraftan sanığın KCK Adalet Komisyonu içerisinde yargılama yaptığı, örgütün dağ kadrosu ile görüştüğü açık tanık A.B.'nin beyanı ile de mahkemece sabit görülmekle hem örgütün dağ kadrosuna eleman aktarımında görev yapan hem de KCK terör örgütü içerisinde sözde yargılama faaliyeti yapan ve bu denli terör örgütü ile organik bağ içerisinde bulunan sanığın bu faaliyetleri örgütün hiyerarşik yapısında dahil olmadan gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı, zira bu tür faaliyetlerin örgütçe kabul gören ve hiyerarşiye dahil olan üyeler tarafından gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, sanığın üzerine atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlemiş olduğu vicdani kanaatine varılarak sanığın 5237 sayılı TCK'nın 314/2 nci maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiş ve bu sanık yönüyle aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur." şeklinde zikredildği, halbuki iş bu dosyadaki yargılamanın konusunu oluşturan olayın mağdurlar M.Y., M.A., F.Ö. ve M.Ş.'nin zorla dağa kaçırılması eylemi olduğu, müsnet dosyada bu hususlar ile ilgili olarak yapılan bir yargılama olmadığı, bu nedenle iş bu yargılamanın Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararına konu dosyasının mükerreri bir yargılama olmadığı anlaşılmakla, sanık ve müdafiinin mahkemece kabul edilen oluşa aykırı mahiyetteki savunmalarına itibar edilmemiştir ancak; sanığın mahkemeye konu yargılamaya esas teşkil eden devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu tarihi olan 26.04.2010 tarihi ile daha önceden Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararına konu 19.04.2017 tarihinde kesinleşen silahlı terör örgütüne üye olma suç tarihi olan 27.09.2010 tarihi dikkate alındığında, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan mahkememizce yargılaması yapılan işbu dava ile Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararına konu yargılamanın konusu farklı olmasına rağmen, sabit olan suçların nevi ve suç tarihleri gereği birlikte yargılama yapılması gerekmekte iken, ayrı ayrı yargılamalar yapılarak hükümler tesis edilmiş olması dikkate alındığında, mahkemece sabit görülen devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan hükmedilen sonuç cezadan, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/42 Esas 2013/109 sayılı Kararı ile verilen kesinleşmiş hüküm niteliğinde bulunan 6 yıl 3 ay hapis cezasının mahsubuna, bu hususun bilhassa infaz aşamasında ilgili makamlarca değerlendirilmesine, aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiş, her ne kadar Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanzim edilen iddianame ile, sanığın mağdur Ü.A'yı da, mağdur Ü.A.'nın 27.11.2013 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan beyanında, sanığı teşhis ederek "Bu şahsı Şivan(K) olarak tanırım. Deniz (K) S.K.'ya bağlı olarak faaliyet yürütüyordu. Bu şahıs S.K. isimli şahsın talimatıyla terör örgütüne katılan şahısları örgüte teslim ediyordu. Bu şahıs benim terör örgütünün kırsal alanına zorla götürülmem olayında boğazımdan tutarak zorla araca bindiren, Cuma (K) isimli örgüt mensubundan beni kırsal alana göndermesi karşılığında para alan şahıstır. Bu şahıs benden sonra da E.Ö. isimli bir şahsı Barzan Kod isimli örgüt mensubu ile birlikte örgütün kırsal alanında gönderdiğini biliyorum." şeklindeki anlatımı sebebiyle, örgüte katmak amacıyla eylemde bulunduğundan bahisle tevzien mahkememizde görülmek üzere iddianame tanzim edilerek kamu davası ikame olunmuş ise de, sanığın aşamalardaki mağdur Ü.A.'ya yönelik olarak istikrarlı mahiyetteki savunmalarını çürütecek şekilde, mağdurun soyut beyanı haricinde, sanığın üzerine atılı suçu gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı bir delile mahkemece yapılan araştırmalara rağmen ulaşılamamış olması ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı mağdur Ü.A.'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine dair savunmasının aksine, mahkumiyeti yönünde, vicdani kanı oluşacak yoğunlukta her türlü kuşkudan uzak kesin, yeterli ve inandırıcı kanıt bulunmadığı, ceza yargılamasında mahkumiyet kararı verilebilmesi için atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin hiç bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde hukuka uygun elde edilen kanıtlarla kesin olarak kanıtlanması gerektiği, zira ceza adaletinde olasılıklara ve varsayımlara göre karar verilemeyeceği,aksine düşüncenin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. Maddesinde yazılı adil yargılama ilkelerine aykırı olacağı, bu hukuki gerçekler ve ceza hukukunun şüpheden sanık yararlanır evrensel ilkesi göz önüne alındığında; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmadığından, sanığın, üzerine atılı iş bu suça hasreten, beraatine karar vermek gerekmiş olup, her ne kadar sanığın mahkemece sabit görülen sanığın zorla götürme eylemi ile ilgili olarak TCK'nın 109/2 nci maddesinde ihdas edilen hüküm uyarınca tecziyesi yoluna gidilmesi gerektiği düşünülebilir ise de, sanığın mağdurlara yönelik zor kullanma eyleminin, dosyadaki delil durumu ve mağdurların anlatımından da anlaşılacağı üzere, TCK'nın 109/2 nci maddesinde ihdas edilen cebir kıstasına uyacak mahiyette ve nispette olduğuna kanaat edinilmediğinden, sanığın TCK'nın 109/2 nci maddesi uyarınca tecziyesi yoluna gidilmemiş, her ne kadar mağdur M.Ş. mahkemece dinlenilememiş olsa da, mağdurun yukarıda da zikredildiği üzere Van (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/455 Esas 2012/46 Karar sayılı dosyasında beyanda bulunmuş olması da dikkate alındığında, mahkememizce gösterilen her türlü çabaya rağmen ulaşılamamış olması, yargıda hedef süre prensibi, dosyanın sürüncemede bırakılamayacak oluşu ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, dinlenilmesinden vazgeçilerek, tüm dosya kapsamınca eylemlerine uyan maddelere göre cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, devletin birligini ve ülke bütünlüğü bozma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçu açısından mahkumiyete yönelik kararın hüküm kısmının incelenmesinde; sanık hakkında TCK'nın 302/1 inci maddesi uyarınca tayin olunan temel cezadan TCK'nın 62/1 inci maddesi uyarınca indirim yapılırken sanığın müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ibaresinin yazılması gerekirken sehven "TCK'nın 62/1 inci maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak" ibaresinin yazılması hukuka aykırı ise de; CMK'nın 280/1-a-d ve 303/1-e maddeleri uyarınca bu hususların davanın yeniden görülmesini ve duruşma açılmasını gerektirmeksizin düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün A bendinin 3. fıkrasında yer alan ''TCK'nın 62/1 inci maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak" ibaresinin çıkartılması ve yerine ''TCK'nın 62/1 inci maddesi uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına'' ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilerek, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik hüküm kurulurken; TCK'nın 109/1 ve 109/3-b-f maddeleri gereğince tayin olunan cezanın, 3713 sayılı Kanunun 5/1 inci maddesi uyarınca artırıldıktan sonra devamında TCK'nın 43/1-2 nci maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken TCK'nın 61 inci maddesine aykırı olarak yazılı şekilde uygulama yapılması sonuç ceza değişmediğinden davanın yeniden görülmesi nedeni yapılmamıştır değerlendirmesi yapılarak Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
Tüm dosya kapsamı incelendiğinde, örgütün dağ kadrosuna götürmek için karşıladığı, sözde KCK Adalet Komisyonu içerisinde yargılama yaptığı, örgütün dağ kadrosu ile görüştüğü ve kadrosuna eleman aktarımında görev yaptığı, yaşları küçük olan mağdurları zorla örgüte götürmek için alıkoyduğu, Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2016/5731 Esas 2016/4926 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere mağdurun suç tarihinde 15 yaşından küçük olması halinde sanığın suçunun sübutu halinde eyleminin TCK 302 nci maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturacağı dikkate alındığında, amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli araç suç (vahim eylem) oluşturduğu belirlenen, İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararlarında da bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılan sanık hakkında;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak eksiksiz yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı belirlenerek, sanık ve müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdükleri temyiz sebepleri ile sair hususlar yerinde görülmemekle, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 05.07.2022 tarihli ve 2022/640 Esas ve 2022/817 sayılı Kararında sanık ve müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.03.2023 tarihinde karar verildi.