(1086 S. K. m. 39) (6570 S. K. m. 12)
Dava: Dava dilekçesinde kira parasının 1.1.2000 gününden başlayarak aylık 3.886.096.500 lira olarak tespiti istenilmiştir. Mahkemece davanın husumet nedeniyle reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, 1.1.2000 tarihinden itibaren başlayan dönem kira parasının tespiti istenilmiş, mahkemece davalı tüzel kişiliğin pasif husumete ehil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında, 15.5.1998 başlangıç tarihli kira sözleşmesi kurulmuştur. İş bu sözleşmede davalı şirket kiracı olarak gösterilmekte ve şirket adına şirket müdürü D. K. tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; kira tespiti davasının kira sözleşmesinde taraf olarak (kiracı) imzası bulunan şirket aleyhine mi, yoksa kiralananı fiilen kullanan, kira parasını ödeyen ve kiralananı haricen devralan şirket aleyhine mi açılabileceğine ilişkindir.
H.G.K.nun 9.6.1978 gün ve 78/6 - 261 E., 78/567 K. sayılı ilamında da ifade edildiği gibi; kiralama hususunda karşılıklı birbirine uygun düşen iradeler sonucu kurulan bir sözleşme, ancak düzenlenmesinde öngörülen ilkeler doğrultusunda ve aynı şekilde karşılıklı iradelerin birleşmesi ile bozulabilir. Yoksa, kiralananın kiracı tarafından terki ya da devri ile, tek yanlı olarak kira sözleşmesi sona erdirilemez. Diğer taraftan, 6570 sayılı yasanın 12/1. fıkrası "kiracı, mukavelede hilafına sarahat olmadıkça kiralanan yeri kısmen veya tamamen başkasına kiralayamaz. Yahut istifade hakkını veya mukavelesini başkasına devredemez. Veyahut kendisi gayrimenkulu bırakmış olduğu halde, hiçbir sebeple bu yeri kısmen veya tamamen başkalarına işgal ettiremez" hükmünü taşımaktadır. Ayrıca Borçlar Kanununun 18. maddesi uyarınca, sözleşmenin uzun süre uygulanış biçimi tarafların sözleşmeye verdikleri anlamın tayininde önemli bir unsur oluşturur.
Somut olayda, yazılı sözleşmeye ve iş bu kira sözleşmesinde kiralananın (açıkça) devredilebileceğine ilişkin kayıt da bulunmamasına rağmen, kiralayan davacının muvafakatı alınmadan, kiracı tarafından kiralananın üçüncü kişiye devredilmesi yazılı kira sözleşmesini sona erdirmeyeceği gibi kiralayan davacıyı da bağlayıcı bir hukuki sonuç doğurmayacaktır. Ayrıca 15.5.1998 yılında başlayan kira sözleşmesinde, 1999 yılına ait kira paralarının bir yıl süreyle dava konusu taşınmazı fiilen kullanan üçüncü kişi tarafından ifa ediliyor olması, kira sözleşmesinin zımnen değiştirildiği anlamına da gelmez. Zira yazılı sözleşmenin aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, kira tespit davası, sözleşmede kiracı olarak gösterilen kişi veya kişiler aleyhine açılabilir. Buna göre 15.5.1998 başlangıç tarihli sözleşmede kiracı olarak davalı yer almakta olup, tüzel kişi dava dilekçesinde de doğru olarak gösterilmiştir. Bu nedenle fiili duruma hukuki statü kazandıracak şekilde, yasal olmayan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 26.9.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy