(2762 S. K. m. 10)
Dava: Dava dilekçesinde 164.440.000 lira Ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, Sarıyer ilçesinde kain 18 parselin tamamının davalı tarafından kullanılması nedeniyle 164.440.000 lira işgal tazminatının tahsili istenilmektedir.
Davalı, davaya konu yerin cami meşrutası olduğunu, 220 yıldır cami görevlileri tarafından kullanıldığını, Emirgan camiine müezzin olarak tayin edilmesi üzerine Sarıyer Müftülüğü tarafından kendisine tahsis yapıldığını, bu nedenle işgal tazminatı istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının cami görevlisi olduğu, bu hususta lojman ve kira işlemlerinin idari mahiyette olup kira alınamayacağı, ayrıca dava konusu yerin Hamid-i evvel Vakfı adına ahşap ev olarak kayıtlı olduğundan söz edilerek davanın reddi cihetine gidilmiştir.
Uyuşmazlık davaya konu edilen 18 parselin meşruta olup olmadığı hususunda toplanmaktadır.
Vakfiyye hükümlerine göre elatıldığı iddia edilen yerin meşruta niteliğinde bulunduğu, cami imamlarının oturmasına şart kılındığı takdirde cami görevlisi bu yerden ücretsiz yararlanabilecektir. Ayrıca doğrudan hayrattan olan cami meşrutası, yapıldığı şekilde muhafaza edilmiş ise, orada oturmayı vakıfname hükümleri haklı ve geçerli kılabilecektir. Ancak cami imamlarının süknasına (oturmasına) şart kılınan meşruta, Vakıflar Kanununun 10. maddesinde ifade edildiği üzere "işe yaramaz" bir duruma gelmişse (veya yıkılarak yeniden yapılmışsa ya da çok esaslı tamirat görmüşse) o takdirde mazbuteye alınan vakıf nedeniyle idarenin tahsis yapma yetkisi ortaya çıkacaktır.
O halde yukarıda anlatılan hususlar ışığında, mahkemece yapılacak iş; davaya konu yere ait vakfiye dosya içine alındıktan sonra mahallinde keşif yapmak suretiyle öncelikle meşruta olarak şart edilip edilmediğini tespit etmekten ibarettir.
Şayet meşruta olarak tahsis edildiği tespit edilirse bu kez çekişmeli yerin (yapının) önceki halinin ve son durumunun saptanması, uyuşmazlığın vakfiye hükümlerine göre mi yoksa Vakıflar Kanunun 10. maddesi hükmüne göre mi çözümlenmesi gerekeceğinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeyle ve yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 9.7.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy