(4721 S. K. m. 175, 176)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: HUMK. nun 438. maddesi gereğince davanın niteliği gereği duruşma isteminin reddi gerekmiştir.
Davada, 1999 tarihinde 2.500.000.000 lira olarak bağlanan yoksulluk nafakasının 20.000.000.000 liraya arttırılması istenilmiş, mahkemece dava reddedilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı taraf, boşanmadan sonra ruhsal bunalıma sürüklenerek yaşamının bir kısmını İstanbul'da bir kısmını da Elazığ'daki evinde geçirmek zorunda kaldığını ve bu yüzden giderlerinin oldukça artmış olduğunu ileri sürmüş ve bazı belgeleri dosyaya sunmuştur. Mahkeme ise, 1999 yılında bağlanan 2.500.000 lira yoksulluk nafakasının davacının halen dahi asgari ihtiyaçlarını (barınma, yeme gibi) yetecek düzeyde olup, kendi mal varlığı da dikkate alındığında buna ihtiyacı olmadığı anlaşıldığını gerekçe göstererek davayı reddetmiştir.
TMK. mad. 175 Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir hükmünü getirmiştir. Madde, saygı ve atıfet düşüncesiyle, evlenmeye, boşanmadan sonra da temadi eden bir hüküm tertip etmektedir.
TMK. mad. 176/IV hükmüne göre; Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyet gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir
Nafaka hakkı ancak koşulları olduğu oranda bir hüküm ve kapsam ifade eder. Bu hak daima yenilenmekte ve daima hak sahibinin ihtiyaç derecesiyle yükümlünün ödeme yeteneğine tabi bulunmaktadır; mahiyeti icabı olarak her zaman değişebilir bir haktır. Hakim, bunu daimi bir surette sabit bir hale koyamaz. Değişen durumlara uydurulması nafakanın mahiyeti icabıdır.
Öte yandan nafaka iradı, tarafların mukavelesine veya davalının mahkemedeki kabulüne dayansa bile, şartları oluştuğu takdirde arttırılabilir veya azaltılabilir. Aksi düşünce güven ilkesine aykırı düşer. Zira davacının sözleşme (anlaşma, boşanma davasında teklif ettiği nafaka miktarının davalı tarafça aynen kabulü) ile elde ettiği statü ye beslediği güven, davalı (borçlunun) mali vaziyetinin bu özel durumu sağlayacak seviyeden daha aşağı düşmediği (kötüleşmediği) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamaz.
Gerçekten de davalı (borçlu), boşanma davası sırasında davacı indinde bir güven olgusu yaratmış bu husus davalının nafaka iradını kabulü ile anlaşmaya ve sonuç olarak hükme bağlanmış ve buna uygun olarak boşanma sağlanmıştır. O halde davalı (borçlu) bu güvenin sonuçlarına katlanmak ve yaratmış olduğu güveni artık sarsmamalıdır.
Mahkemece işin esasına girilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.04.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy