(4721 S. K. m. 4, 186, 195, 197) (YHGK 01.05.2002 T. 2002/2-397 E. 2002/339 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davada taraflar arasında görülüp red ile sonuçlanan ve kesinleşen boşanma davasından sonra davacı ve davalının ayrı yaşamaya devam ettikleri iddia edilerek tedbir nafakası talep edilmiş, mahkemece davacının eşinden katkı talep etmesini gerektirecek zorunlu halin bulunmaması nedeniyle davanın reddi cihetine gidilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda ön görülen önlemleri alır.
Aynı yasanın 197. maddesine göre de; eşlerden biri ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzura ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama haklarına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Ayrıca, Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında, asgari ücretle çalışılmakta bulunulmasının insanca yaşayıp geçinme olanağı sağlamayacağı özellikle vurgulanmıştır. (HGK. nun 1.5.2002 gün, 2-397 E, 339 K.sayılı ilamı da aynı mahiyettedir).
Somut olayda, davacı ayrı yaşama hakkına dayalı olarak tedbir nafakası istemektedir. Tekstilde işçi olarak asgari ücret seviyesinde bir ücretle çalışması, onun geçimini sağlamaya yetmeyeceği gibi, tedbir nafakasının niteliği gereği de davalının, birliğin giderlerine gücü oranında katkıda bulunmasını zorunlu kılar.(TMK. Madde 186/3).
Buna göre; mahkemece, ayrı yaşamada haklılık olgusu üzerinde durularak, iddianın sabit olması halinde TMK'nun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesi gözetilip uygun bir miktar nafakaya hükmedilmesi gerekirken, yasal olmayan ve yerleşik Yargıtay uygulamasına uygun bulunmayan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 10.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy