(818 S. K. m. 103, 105) (4721 S. K. m. 734)
Dava: Dava dilekçesinde 13.000.000.000 lira tazminat ve ecrimisil toplamının davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın 6.980.000.000 lira olarak kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile davacının 9.10.1996 tarihinde A İli, Kardeş Köyünde kain 840 parselin ¼ hissesini Leman'dan satın aldığını, paydaşlardan olan davalının davacı hakkında ( 30.10.1996'da ) şufa davası açtığını, davacının da taşınmazdan istifadesine engel olunması nedeniyle davalı hakkında açtığı müdahalenin meni davasının şufa davası ile birleştirildiğini, şufa davasının kabulüne, müdahalenin meni isteminin paya ilişkin dava açılmadığından reddine karar verildiğini ( ve kesinleştiğini ), ancak 250.000.000 TL şufa bedelinin mahkemece 19.9.2000 tarihinde mahkeme veznesine depo ettirilmesi nedeniyle davacının zarara uğradığını bildirerek, taşınmazın gerçek değeri olan 11.000.000.000 TL'den ( 250.000.000 TL'nin mahsubuyla ) 10.750.000.000 TL ve hisseye yönelik 5 yıllık ecrimisil bedeli 2.250.000.000 TL toplamı 13.000.000.000 TL' nin yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, mahkemece davanın 6.980.0000.000 TL olarak kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, şufa hakkına konu yapılan payın, satış tarihi ile paranın mahkeme veznesine depo edildiği tarih arasında uzun bir sürenin geçmiş olması nedeniyle, bu zaman kesiti içerisinde paranın satın alma gücünde meydana gelen değer düşüklüğünün dikkate alınarak davalının sebepsiz zenginleşmesinin ve kendisinin de yine nedensiz fakirleşmesinin ve de zararının önlenmesini istemiştir.
Öncelikle uyuşmazlığın çözümüne yardımcı olabilecek kavramların açıklanması, sorunun çözümlenmesi bakımından gerekli görülmüştür.
A ) FAİZ KAVRAMI
Faiz, para alacaklısının, bu paradan mahrum kaldığı süre için kendisine tanınan bir karşılıktır.
Fakat hemen belirtilmelidir ki; her para borcu için mutlaka faiz ödemek gerekmez.Ancak bir hukuksal işlem veya bir kanun hükmü faiz borcu doğuruyorsa, para borçlusu faiz ödemekle yükümlü olur.
B )PARA BORCUNUN KAYNAKLARI
Haksız eylemden veya borca aykırılıktan dolayı tazminat borcu, kural olarak para borcu olduğu gibi; satım, kira, hizmet, eser, karz sözleşmelerinde de para asli edim yükümü olarak yer alır.
C )PARA BORCUNDA TEMERRÜT VE SONUÇLARI
Borçlar Kanunu para borçlarında temerrütte, gecikme tazminatını karşılamak ve tazminatın alt sınırını teşkil etmek üzere temerrüt faizi ödenmesi gerekeceğini kabul etmiştir ( BK.mad.103 ). Şayet zarar temerrüt faizinden fazla ise alacaklı, aşan kısmın tazmin edilmesini de istemek hakkını haizdir ( BK .mad. 105 ). Fakat munzam zararın istenebilmesi için; alacaklının faizle karşılanmayan bir zararının bulunması, zarar ile temerrüt arasında uygun illiyet bağının olması, borçlunun kusursuzluğunu kanıtlayamaması ve de temerrüt faizinden fazla bir zararın bulunduğunun kanıtlanması gerekir.
D )ÖNALIM HAKKI KAVRAMI
Kurucu yenilik doğuran önalım ( şuf'a ) hakkının kullanılması ile doğan yeni satım sözleşmesi, önalım hakkı sahibi ( davalı ) ile muhatap alıcı üçüncü kişi ( davacı ) arasında, ilk satım sözleşmesinin koşulları ile hüküm doğurur. Önalım hakkı sahibi ( davalı ) ile alıcı ( davacı ) arasında kurulan yeni satım ilişkisi, birincisinden tamamen bağımsız, ancak onun koşulları altında hüküm doğuran bir hukuksal işlemdir.
Önalım hakkının dava açılmak suretiyle kullanılması halinde, yeni satım ilişkisi, bu beyanı içeren dilekçenin karşı tarafa ( davacıya ) varması anında kurulmuş olur.
Önalım hakkı sahibinin bu hakkını kullanması ile doğan yeni satım ilişkisinin alıcı tarafı olarak, ödemesi gereken satış bedelini ( mülkiyeti geçiren mahkeme kararı verilmeden önce ) borçluya ( davacıya ) ödemesi gerekir. Bu nedenle hakim tescil kararı vermeden önce re'sen tayin edeceği uygun bir süre içinde bu bedeli mahkeme veznesine tevdiine ilişkin bir depo kararı verir. Bu tarihten itibaren nefi ve hasar geçmiş olur. Buna karşın mülkiyet, mahkeme ilamının kesinleşmesi ile karşı tarafa intikal eder.
E )BORÇLU TEMERRÜDÜ
İfası mümkün ve muaccel bir borcu zamanında ifa etmeyen borçlu, ifada gecikmiş olur. Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Buna karşın, borç muaccel olmasına rağmen, borçlu, alacaklının ifa talebine karşı bir def'i hakkına sahip bulunduğu takdirde borçlunun bu def'i kullanması temerrüde engel olur.
Görüldüğü üzere, ilgili kavramların, bir başına sorunu çözemeyeceği gerçeği ortaya çıkmış bulunmaktadır. O halde olayına özgü ve taraf menfaatine uygun olan aşağıdaki sonuca ulaşılmıştır.
F ) ÖNALIM ( ŞUF'A ) BEDELİ NE OLMALIDIR?
Şuf'a davasındaki dava dilekçesinin davalıya tebliği tarihi ile mahkemenin verdiği depo kararı gereğince parasının mahkeme veznesine yatırıldığı tarih arasında geçen zaman kesiti içerisinde ekonomik ve objektif nedenlerle, şuf'a bedelinde bir değişiklik olacağı gerçeğinden hareketle depo tarihine göre şuf'a bedelinin belirli koşullar çerçevesinde saptanması gerekir. Zira şuf'a bedelinin tapuda gösterilen ya da taraflarca kabul edilen bedel olması lazım geldiğine dair yasal bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; şuf'aIı payın objektif nedenlerle değerindeki değişiklik saptandıktan sonra, bundan davacının şuf'alı paydan yararlanması ( örneğin ecrimisil alması ) da dikkate alınarak ve birbiriyle denkleştirerek davacının dava konusu ettiği her iki istek hakkında adalete ve tarafların menfaatine uygun bir karar vermekten ibaret olmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 1.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy