(2004 S. K. m. 50, 67) (1086 S. K. m. 10) (818 S. K. m. 73)
Dava: Dava dilekçesinde 4.000 USD alacak ile 1500 USD ve 200.000.000 TL için takibe vaki itirazın iptali, inkar tazminatının masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece dava dilekçesinin yetki yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, davalı aleyhine gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile ½ hissesini davacıya sattığı taşınmazları, 3. kişiye satarak hissesine düşen kısmı ödemeyen davalı aleyhine alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı, ikametgahının orada bulunmasından ötürü Kadıköy Mahkemelerinin yetkili olduğunu, ayrıca borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, Kadıköy Asliye Mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle, dava dilekçesinin yetki yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık satış vaadi sözleşmesine dayalı para borcunun tahsili için takibe vaki itirazın iptaline ilişkindir.
Davacı alacaklı, hem yetkiye hem de borca itiraz edilmesi karşısında genel mahkemede itirazın iptali davasını açmak yolunu seçmiştir. Bu davada da iddiasını alacağın satış sözleşmesinden doğan para alacağı olması nedeniyle HUMK. nun 10 ve BK.nun 73. maddesi gereğince davacının ikametgahının bulunduğu Rize İcra Dairelerinin ve Mahkemelerinin yetkili olduğu noktasına dayandırmıştır.
Davalı borçlu ise ortada bir sözleşme ve bundan doğan para alacağı olmadığını, genel hükümlere göre borçlunun ikametgahı olan Kadıköy İcra Daireleri ve Mahkemelerinin yetkili olduğunu, bu nedenle hem Rize İcra Müdürlüğünün hem de Mahkemenin yetkisiz olduğunu savunmuş, böylece İcra Dairesinin yanında mahkemenin yetkisine de itiraz etmiştir.
İtirazın iptali davası her ne kadar genel hükümler çerçevesinde yargılamaya tabi ise de, davanın temelini icra takibinin oluşturduğunda ve davanın icra takibi ile ayrılmaz bir bütün teşkil ettiğinde kuşku bulunmamaktadır. Mahkemenin İcra Tetkik Mercii yerine geçerek icra dairesinin yetkisi konusunda bir karar verebileceğinin ve borca itirazı inceleme konusunda kendisinin yetkili olup olmadığını ancak bundan sonra karara bağlayabileceğinin kabulü, davaların en az giderle ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması kuralına uygun düşmektedir. Aksinin kabulü halinde mahkeme İcra İflas Yasasının 4. maddesinin emredici hükmüne aykırı olarak yargı çevresinde olmayan icra dairesi ile ilgili bir karar vermiş olur ki, bu yön kabul edilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.3.2001 tarih, 2001/19-267 Esas 2001/311 Karar sayılı kararı gereğince mahkemece yapılacak iş; Tetkik Mercii yerine geçerek öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik borçlu itirazını incelemek, kabulü halinde kaza çevresinin yetkisizliği saptanmış olacağından esas hakkındaki itirazlara girişilmeksizin icra dairesinin yetkisiz olduğuna karar vermek, yetki itirazının kabul edilmemesi halinde ise esasa girişerek toplanacak delillerle uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır. Mahkemece bu yönler gözetilmeden yazılı gerekçe ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, kabulü göre ise; İİK'nun 50. maddesi uyarınca para ve teminat borcu için takipte HUMK'daki yetki hükümleri kıyasen uygulanabileceği gibi, yanında alacaklının seçimine göre sözleşmenin yapıldığı Rize İcra dairelerinin de yetkili olduğunun ve genel hükümlerin aksine borçlu veya vekilinin takip sırasında orada bulunması şartının da aranmadığının gözetilmemesi doğru değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy