(1086 S. K. m. 237) (743 S. K. m. 650)
Dava: Dava dilekçesinde 7.500.000.000 lira alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesinde; davalının, müvekkilinin vefat eden eşinin kardeşi olduğunu, murisleri adına kayıtlı taşınmazın izale-i şuyu davası sonucunda satıldığını, satılan bu taşınmaz üzerindeki binanın müvekkili tarafından yapılmış olmasına rağmen, bina bedelinin müvekkiline ödenmediğini; böylece davalının bina değeri kadar haksız zenginleştiğini iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.500.000.000 TL alacağın 4.12.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesine talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın daha önce davaya konu taleplerini içerir şekilde dava açtıklarını ve taleplerinin ret olunarak kararın kesinleştiğini, davanın öncelikle kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuş, karşılık davasında da; davacının (k.davalının) haksız işgali nedeniyle toplam 5.000.000.000 TL ecrimisilin her dönemin sonundan itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı tarafın mahkememizin 2002/114 esas sayılı dava dosyasında; tapu tescil olmadığı takdirde tazminat talebinde bulunduğu, davanın reddine karar verildiği ve Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği, gerekçesiyle kesin hükümden bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Menemen Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/114 E., 270 K.sayılı dava dosyası incelendiğinde; davacı R. Sevük tarafından davalılar E. Şatır ve N. Sevük aleyhine Medeni Kanunun 650.maddesine dayalı olarak temliken tescil, bu talep kabul edilmez ise tazminat istemiyle dava açıldığı; mahkemece talebin reddine karar verildiği, kararın Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
HUMK. 237.maddesi gereğince bir davada kesin hükümden bahsedebilmek için, iki davanın da taraflarının, konularının ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir.
Dava konusu olayda, taraflar aynı ise de; her iki davanın sebepleri ve konuları farklıdır. Zira önceki davada; MK. nun 650. maddesine dayalı tescil istemi mevcut olup, bu davada ise; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre bina bedelinin tahsili söz konusudur.
O halde; mahkemece işin esasına gidilerek, tarafların delilleri toplanıp oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde, kesin hükümden söz edilerek, ret kararı verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan; karşılık dava hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy