(4721 S. K. m. 4, 186, 195, 197) (1086 S. K. m. 261)
Dava dilekçesinde aylık 700.000.000 lira tedbir nafakasının davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, davalı kocanın evlilik birliği gereklerini yerine getirmediği, açılan boşanma davasının da redle sonuçlandığı böylece tarafların ayrı yaşadığı belirtilerek tedbir nafakası istenilmiş; mahkemece davacının ekonomik durumunun davalıya göre daha iyi düzeyde olduğu böylece tedbir nafakası koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
TMK'nun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır.
Aynı yasanın 197. maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Tedbir nafakasında eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmaları gerekir (TMK md. 186/son). Davacı eşin ekonomik durumunun davalı (kocadan) daha iyi olması davalı (kocayı) tedbir nafakası yükümlülüğünden kurtarmaz. Ancak, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde bu husus dikkate alınmak zorundadır. Böylece "hakkaniyet" ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir (TMK. md. 4).
Somut olayda, boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra davacının ayrı yaşamada haklı olup olmadığı araştırılmamış, bu husus karar yerinde de irdelenmemiştir. Eksik inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
Uygulamaya göre de, engel halleri olmadığı halde bir kısım tanıklara yeminleri yaptırılmadan sadece imzalarının alınmasıyla yetinilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür (HUMK md. 261).
Mahkemece, taraf tanıkları yeniden (usule uygun şekilde) dinlenip sonucuna göre, davacının müşterek konuttan ayrılmasının yada müşterek eve dönmemesinin haklı bir nedene dayandığı belirlendiğinde, TMK'nun 4. maddesinde vurgulanan "hakkaniyet" ilkesine uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmedilmeli, aksi takdirde şimdiki gibi davanın reddine karar verilmelidir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.4.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy