(1086 S. K. m. 202) (4721 S. K. m. 683)
Dava: Dava dilekçesinde 5.765.000.000 lira ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile; Maliye Hazinesi adına kayıtlı taşınmazın, davalı tarafından ev ve bahçe olarak kullanılması nedeniyle 6.2.2002 tarih ve 005557 sayılı ecrimisil ihbarnamesi tebliğ edildiğini; davalının itirazı nedeniyle ecrimisil talebi 10 yılla sınırlandırılarak 1.1.1992 - 31.12.2001 tarihleri için toplam 5.765.000.000 TL ecrimisilin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; bilirkişi raporunda 5 yıl süre için hesaplanan 933.422.000 TL ecrimisilin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, davalı; dava dilekçesinin tebliğinden itibaren 10 günlük süre içerisinde zamanaşımı def'inde bulunmamıştır. Bilirkişi raporunda; davalının, dava açılmadan önceki dönemde, ecrimisil ihbarnamesinin tebliği üzerine vekili vasıtası ile verdiği dilekçede; geriye dönük olarak ancak 5 yıllık ecrimisil talebinde bulunulabileceği hususundaki itirazını dikkate alarak 5 yıllık ecrimisil bedeli hesaplanmış ise de; zamanaşımı def'i savunma vasıtalarından olup, ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alınamaz.
Her ne kadar, davalının zamanaşımına ilişkin dava açılmadan önceki evrede yaptığı savunmanın hakimin resmen bilgisine ulaştığı bir durumda zamanaşımı def'inin dikkate alınabileceği düşünülebilirse de (karş. Andreas von Tuhr, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, c. 1-2, çev. Cevat Edege, Ank. 1983, sh.30, dip not 38) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 202. maddesi bu şekildeki düşünceye engeldir. Zira, cevap süresi içinde esasa cevap vermeyen davalı bununla ancak davayı inkar etmiş sayılır.
O halde, mahkemece; davada usulüne uygun olarak zamanaşımı def'inde bulunulmadığı halde bu savunma üzerinde durularak karar verilmiş bulunması doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle bozulmasını gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy