(818 S. K. m. 66)
Dava: Dava dilekçesinde 1.502.270.000 lira sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, imar uygulaması sonucu şuyulandırılan davacı adına kayıtlı taşınmazın, davalı tarafından şuf'a davasına konu yapılarak alındığı, ne var ki bu taşınmaz üzerindeki binalar nedeniyle davalının sebepsiz zenginleştiği, bu yönde tazminat istemiyle fazlaya ilişkin hak saklı tutularak açılan davanın kabul edilip kesinleştiği, bu nedenle fazlaya dair alacağın kısmi dava tarihinden itibaren faizi ile tahsili istenilmiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Borçlar Kanununun 66. maddesinde sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak haklarının 1-10 yıllık sürelerde zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmiştir. Kanun koyucu zamanaşımını düzenlerken, subjektif bir unsura yani alacaklının bazı hadiselere vakıf olması keyfiyetine yer vermiştir (Tuhr,, Borçlar Hukuku, çev. Cevat Edege, Ank.1983, sh.697). Bu sürenin başlaması için ise, iade alacaklısının, sebepsiz zenginleşen kişi ya da kişileri ve bununla birlikte zenginleşmenin kapsamını bilmesi gerekir (Oğuzman/Öz,, Borçlar Hukuku, İst.-1995, sh.757).
Somut olayda da davacı, zararın kapsamını ancak 21.7.2003 tarihli bilirkişiler raporunun kendisine tebliği ile öğrenmiş olup, dava tarihine kadar da henüz bir yıllık süre geçmemiştir. Bu itibarla zamanaşımı itirazının reddine karar verilerek uyuşmazlığın esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru görülmüştür.
Ancak, para alacaklarında borçlunun temerrüdü gerçekleşmeden faize hükmedilemeyeceği kuralı yerleşmiş bir ilkedir. Sebepsiz zenginleşmede de iade borcu para borcu şeklinde ise, iade isteminde bulunulmasından itibaren temerrüt faizi işleyebilecektir. Nitekim sebepsiz zenginleşen ister iyiniyetli ister kötüniyetli olsun, kendisinden iade talep edilmeden önce, temerrüde düşmüş sayılması mümkün değildir (M. Turgut ÖZ, Öğreti Ve Uygulamada Sebepsiz Zenginleşme, İstanbul-1990, s.175 vd.).
Bu davadan önce, fazlaya ilişkin hak saklı tutularak açılan kısmi dava ancak, o davada talep edilen alacak miktarı açısından temerrüt oluşturur. Fazla kısım için açılan işbu dava yönünden başka bir şekilde (ihtar vs.) temerrüt gerçekleşmediğine göre, faize ek dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekirken kısmi dava tarihinin faiz başlangıcına esas alınması isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasındaki ... önceki dava tarihi olan 07.10.2002 ... ibarelerinin karar metninden çıkartılarak yerine 01.07.2004 tarihi yazılmak suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 60.80 YTL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 12.09.2005 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy