(4721 S. K. m. 24) (5680 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 60) (2709 S. K. m. 28)
Dava: Dava dilekçesinde 3.000.000.000 lira manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; 20.9.2004 tarihli dilekçesi ile; davacı hakkında asılsız haber yazarak mafya babası gibi tanıtmak suretiyle kişilik haklarına saldırıda bulunan davalılardan 3.000.000.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, yayının 20.09.2003 tarihinde yazıldığını, bu davanın ise 20.10.2004 tarihinde açılmış olduğunu bu nedenle BK.60.maddesine göre 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, şirketin husumet ehliyetinin bulunmadığını, kamuoyunu bilgilendirmek maksadıyla özle biçim arasında denge kurularak haberin verildiğini bu nedenlerle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, haberin görünen gerçeğe uygun olması nedeniyle davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasına dayanmaktadır.
Anayasanın 28.maddesi ve 5680 Sayılı Basın Yasası'nın 1.maddesine göre basın özgürdür. Basına toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi için bu güvence verilmiştir. Böylece kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması sağlanmıştır. Bu nedenle basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir.
Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü sınırsız değildir. Yayınlarda kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK'nun 24.maddesinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal ve hukuki zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden, basının özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, çatışma içinde bulundukları zaman hangisinin üstün tutulacağı kamu yararı ölçütü ile belirlenir. Toplum çıkarı kişisel çıkardan önce gelmeli, haber olduğu gibi verilmeli, kişisel katkı yer almamalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde yayın yapmalıdır. O an için olay ile ilgili olan, görünen-bilinen her şeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu gibi yayınlamalıdır.
Somut olayda; gerçekte böyle bir vurulma olayı olmadığı halde, davacının bıçak parası istediği iddiası ile tutuklanmasına sebep olan şikayetçi A. Büyükkal'ın doktor tutuklandıktan kısa bir süre sonra topuğundan vurulduğu haberi Doktoru şikayet etti, topuğundan vuruldu başlığı ile haber yapılmıştır.
Böylece, olmamış bir olay basit bir inceleme dahi yapılmadan ve toplumda doktorun kişiliğini farklı algılatacak (mafya usulü intikam alındığı) şekilde yayınlanmış, doktor davacı hem suçlu-hem güçlü pozisyonunda toplumun tepkisi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Dolayısıyla yayının görünen gerçekliğe uyduğu kabul edilse bile, haberin bu şekilde verilmesinde kamu yararı bulunmadığı için kişilik haklarına saldırı ve hukuka aykırılık gerçekleşmiştir. Bu nedenle de, yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy