(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 388) (6100 S. K. m. 297) (4721 S. K. m. 364)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Karar:
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, ayrı yaşamada haklılık iddiasıyla aylık 500 YTL tedbir nafakası istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile aylık 200 TL tedbir nafakasına hükmedilmiş, hüküm taraflarca süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, bir mahkeme kararının gerekçesi, davaya konu maddi olguların mahkemece ne şekilde nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hangi hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterir. Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla ortaya koyan, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona eşit bir düzenleme içeren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388.maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Somut olayda, istem; ayrı yaşamakta haklılık iddiasına dayalı tedbir nafakası istemidir. Mahkeme gerekçesinde ise; Dava, yardım nafakası istemine ilişkindir. TMKnun 364.maddesi hükmüne göre, herkes yardım etmediği taktirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür
Davalının, davacıyı dövdüğü, evden kovduğu tanık beyanlarından anlaşılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur denilerek, aylık 200 TL tedbir nafakasına hükmedilmiştir.
Kararın, gerekçesi ile hüküm fıkrası çelişkili olduğu gibi, gerekçe kısmı da kendi içinde çelişki arzetmektedir. Bu durum, yukarıda belirtilen Anayasa hükmüne ve usul hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden, kararın bozulması gerekmektedir.
Bundan ayrı, tedbir nafakası davalarında hükmedilecek nafakaya dava tarihinden geçerli olacak şekilde hükmedilmesi gerekir. Kararın kesinleşmesinden itibaren hükmedilmiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy