(4721 S. K. m. 982, 983, 984) (1086 S. K. m. 8) (YHGK 06.10.1993 T. 1993/14-423 E. 1993/561 K.)
Dava: Dava dilekçesinde kira sözleşmesine dayalı zilyetliğin korunması ile vaki muarazanın giderilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü:
Karar: Davada, kira sözleşmesinin geçerli olduğu ve halen devam ettiği ileri sürülerek, zilyetliğin korunması ve muarazanın giderilmesi istenilmiş; mahkemece, kira sözleşmesinin sona erdiği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
HUMKnun 8/II. maddesine göre, değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevli bulunduğu davalardan olarak; kira sözleşmesine dayanan her türlü tahliye, akdin feshi yahut (kira) tesbit davaları, bu davalarla birlikte açılmış kira alacağı ve tazminat davaları ile bunlara karşılık olarak açılan davaları, 8/II-3. maddesinde de taşınır ve taşınmaz mallarda salt zilyetliğin korunması ile ilgili davaları kabul etmiştir.
Somut olayda, kira sözleşmesinin varlığına dayalı olarak zilyetliğin korunması ile muarazanın giderilmesi istenmiş olup, bu tür davaların müddeabihin değerine göre görevli mahkemede bakılması gerekir. Uyuşmazlığa konu kiralananın 2009 yılı için belediye encümenince belirlenen ve ihaleye konu edilen senelik kira tutarı 7.080 TL'yi geçmektedir. Buna göre davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
Diğer taraftan HGK'nun 6.10.1993 tarih 14-423 E.-561 K. sayılı ilamında da vurgulandığı gibi, HUMK'nun 8/II-3. maddesinde yer alan yalnız zilyetliğin korunması davaları ile TMK'nun 982-984. maddelerinde düzenlenen zilyetliğin gasp ve tecavüzden doğan davalar amaçlanmıştır. Taşınmazın zilyetliği zorla elde edilmişse zilyetliğin gaspı söz konusudur. Salt bu davalar için basit yargılama usulü uygulanacağı ve görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemeleri olduğu kabul edilmiştir(HUMK 8/II). Zilyetliğin korunması davası ile zilyet, zilyetliğinin hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan, yalnızca zilyetliğini ileri sürerek basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanabilecektir.
Ancak zilyet, zilyetliğinin dayandığı ayni ya da şahsi bir hakkı ileri sürerek dava açtığı takdirde açılan bu dava zilyetliğin korunması davası olarak nitelendirilemez. Bu halde de genel hükümlere göre dava edilen şeyin (hakkın) değeri dikkate alınarak görevli mahkeme belirlenmelidir.
Görev hususu kamu düzenine ait olduğundan resen gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMKnun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istem halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy