(4721 S. K. m. 995) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Dava dilekçesinde 15.596.92 TL ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın görev sebebiyle reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dava dilekçesinde, mülkiyeti hazineye ilişkin taşınmazın balık üretim tesisleri olarak kullanılması için 01.03.1984 başlangıç günlü ve 15 senelik kira sözleşmesi ile davalı şirkete kiralandığını, kira süresinin 01.03.1999 gününde sona ermesine rağmen davalının taşınmazı kullanmaya devam etiğini belirterek asıl davada ve birleşen davada 01.03.1999 gününden 15.10.2003 gününe kadar toplam 15.596.92 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili cevabında, asıl alacağı kabul ettiklerini, faize itiraz ettiklerini beyan etmiştir.
Mahkemece; davada ecrimisil ihbarnamesi gönderildiğine göre her iki davanın görev sebebiyle reddi ile idari yargının görevli olduğuna karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 01.03.1984 başlangıç günlü ve 15 senelik kira sözleşmesinden sonra sözleşmenin yenilenmediği ve davalının dava konusu taşınmazı haksız olarak kullandığı anlaşılmaktadır.
TMK'nun 995. maddesi ve 08.03.1950 gün, 22/4 s. YİBK'nda da kabul edildiği gibi ecrimisil; haksız fiil benzeri olup, üstün bir hakka dayanmadan başkasının taşınmazını işgal edip böylece haksız kazanç elde eden şahsın iade etmekle yükümlü olduğu bir tazminat türüdür. Kötü niyetli kimsenin sorumluluğu ise, taşınmazı haksız olarak elinde tutmuş olmasından dolayı haksız kazanç elde etmesinden doğan davacı zararları ve buna ilave olarak, elde ettiği ya da elde etmeyi ihmal eylediği semerelerden kaynaklanan tazminatla sınırlıdır.
Davada, davacı hazineye ilişkin taşınmazın davalı tarafından üstün bir hakkı olmadan işgal edilmesinden kaynaklanan ecrimisil bedeli talep edilmektedir. Davanın bu niteliği itibariyle Adli Yargıda görülüp çözümlenmesi gerekir.
Ayrıca davacı idarenin idare mahkemesinde şahıslar hakkında dava açması söz konusu olmayacağından uyuşmazlığın çözümlenmesinde idari yargı yerinin görevli olduğuna dair karar doğru değildir.
Bu halde mahkemece; davanın esasına girilerek uzman bilirkişi tarafından belirlenecek ecrimisil miktarına (davalı tarafın ödediği miktarlarda dikkate alınarak) karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy