MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 6.000,00 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan köy tüzel kişiliğinin ... mevkiindeki 1. parça fıstıklığın 2005 yılı kozalak mahsulü için yaptığı ihaleye katılan davalının 6.000 TL satış bedeli bildirerek ihaleyi kazandığını ancak davalının kozalak mahsulünü toplamış ve satmış olmasına rağmen ihale bedelini ödemediğini belirterek 6.000 TL alacağın ihale tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili dilekçesinde, müvekkilinin bu alacak sebebiyle temerrüde düşürülmediğini, alacağın temerrüde uğratılmaması sebebiyle de hukuka aykırılık teşkil etmekte olduğunu, davacı tarafın delil listesinde belirtmiş olduğu bononun zamanaşımına uğradığını, davanın sebepsiz zenginleşme davası olduğunu, yasa gereği böyle bir durumda zamanaşımı süresinin 1 yıl olduğunu, bu nedenle davacının ancak 1 yıllık sürede bu davasını açacağını, alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece, "açılan davanın alacak davası olduğu, delil olarak da 15/01/2005 keşide tarihli 25/10/2005 vade tarihli bono sebebiyle temel borç ilişkisine dayandığı, her ne kadar davalı taraf bononun ve alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek itiraz etmiş ise de, zamanaşımına uğrayan bononun yazılı delil başlangıcı olduğu, alacağın BK'nun 125 maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, 10 yıllık süre dolmadığından tanık dahil her türlü delille zaman aşımına uğrayan bonodaki temel borç ilişkisinin ispatlanabileceği gerekçesi ile tanık dinlenmiş, dinlenen tanık beyanlarına göre zaman aşımına uğrayan senedin dayanağı temel borç ilişkisinin sübut bulduğu, davalı tarafın 2005 yılında davacı tarafça köy tüzel kişiliğine ait kozalak mahsullerini ihale ile 6.000 TL bedelle satın aldığı mahsulü topladığı, karşılığında zamanaşımına uğrayan 6.000 TL bedelli senedin verildiği ancak 6.000 TL bedelin ödenmediği, davacının davasının sübut bulduğu anlaşılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur" gerekçesi ile davacının davasının kabulü ile toplam 6.000 TL'nin 25/10/2005 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınanak davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacı alacağın dayanağı olarak 14.01.2005 keşide 25.10.2005 vade tarihli 6.000 TL bedelli bono sebebiyle temel borç ilişkisine dayanmıştır.
Davaya konu alacağın dayanağı olan bononun keşide tarihi 14.01.2005, vade tarihi ise 25.10.2005 olup, icra takibi de 19.01.2010 tarihlidir. Davalı borçlu takip dayanağı olan bononun vade tarihinden sonra 3 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek borcun zamanaşımına uğradığını belirterek borca itiraz etmiş, icra takibinin vaki itiraz nedeniyle durdurulmasına karar verilmiştir.Davanın dayanağı olan söz konusu bono Türk Ticaret Kanunu'nun 661.maddesine göre, vade tarihinden itibaren 3 yıl geçtiği için zaman aşımına uğramıştır.Keşideciye karşı lehtarın kambiyo talep hakkı zamanaşımına uğrarsa, haksız zenginleşme kuralları uyarınca müracat etmesinin doğru olacağını, bu nedenle anılan hükümlerin bonolara da uygulanacağının kabul edildiğini ifade etmektedirler. (Poroy/Tekinalp Kıymetli Evrak Hukuk Esasları 15.Bası.s.238)Somut olayda uyuşmazlık; takip tarihinde zamanaşımına uğraması nedeniyle kambiyo senedi vasfını kaybettiği uyuşmazlık konusu olmayan ilamsız takibe konu senedin, keşideci/borçlunun yasal sürede zamanaşımı definde bulunmasına rağmen, adi senet vasfında kabul edilip edilemeyeceği ve bu vasıflandırmaya göre Borçlar Kanunu'nun 125.maddesindeki zamanaşımı süresine tabi olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.Türk Ticaret Kanunu'nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 661.maddesinde, poliçeyi kabul edene (bonolarda keşideciye) karşı açılacak davaların vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür.Eş söyleyişle; alacaklı, senet borçlusu keşideciye karşı senetten doğan alacak hakkını vadeden itibaren 3 yıl içinde kullanmadığında borçluya karşı müracaat hakkını yitirecek; senedin "bono" vasfında bir değişiklik olmadığı için de, genel haciz yoluyla dahi olsa keşideciye karşı müracaat olanağı kalmayacaktır.Diğer taraftan, anılan Kanunun 644. maddesinde, keşideci ve poliçeyi kabul etmiş olan muhatabın, zamanaşıımı sebebiyle poliçeden doğan borçları düşmüş olsa bile hamilin zararına ve sebepsiz olarak iktisap etmiş oldukları meblağ nispetinde ona karşı borçlu kalacağı hüküm altına alınmıştır.Gerek doktirinde gerekse Yargıtay'ın istikrarlı uygulamasında, bono hamilinin Borçlar Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri uyarınca nedensiz zenginleşme hükümlerine göre keşideciye müracaat edebileceği kabul edilmekte ve özellikle doktirinde 690. maddede, 644.maddeye göndermede bulunulmamış olmasının makul bir izahının yapılamayacağı, vurgulanmaktadır. (Prof.Dr.Fırat Öztan-Kıymetli Evrak Hukuk-1997 basımı Sahife 1021)
Yukarıda açıklandığı üzere, alacaklı üç yıl içinde müracaat hakkını kullanmadığından zamanaşımına uğramış bono adi senet sayılamayacaktır.Dava konusu bono ile ilgili olarak, vadeyi takip eden üç yıldan sonra sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ve bir yıl içinde borçluya başvurulması gerekmektedir.Somut olayda dava, bonoya ilişkin alacak istemine ilişkindir. Bonolarda üç yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra, bono hamili tarafından B.K.'nun 61 vd. maddeleri uyarınca bir yıllık süre içinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alacak davası açılabileceğinden, mahkemece davalının bu yön üzerinde süresinde bulunmuş olduğu zamanaşımı defi hususunun tartışılmaması doğru görülmemiştir.Kabule göre de; dava konusu alacağın dayanağı olan bono senet vasfını kaybetmiş olup buna bağlı olarak bonodaki vadeye ilişkin belirleme hükümsüz hale geldiğinden artık asıl alacağa vade tarihinden itibaren faiz talep edilemez.''...Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine, yasa gereği olarak kendiliğinden, temerrüdü takip eden günden itibaren başlayan ve temerrüt devam ettikçe varlığını sürdüren, hüküm altına alınabilmesi için alacaklının açık bir talebinin varlığı zorunlu olan bir karşılıktır...'' (HGK, 26.05.2004, 2004/12-318-310).
818 sayılı BK'nun 101. maddesinde "Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur" hükmü getirilmiştir. 6098 sayılı Borçlar Kanunun 117. maddesinde bu hüküm ''Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer'' şeklinde düzenlenmiştir. Temerrüt, ya bir ihtar ile ya da dava açılması vs. suretiyle gerçekleşir. Alacaklı takip tarihinden evvel davalı borçluyu temerrüde düşürecek bir ihtarda bulunmamış, 19.01.2010 tarihinde davalı aleyhine icra takibi yaptığına göre, temerrüt olgusu bu tarihte gerçekleşmiştir. Somut olayda, asıl alacağa yukarıda anılan takip tarihinden itibaren işlemiş yasal faiz yürütülebilir. Bu nedenle, mahkemece; zamanaşımına uğramış bononun vade tarihinden itibaren işlemiş faizinde hüküm altına alınmış olması, doğru görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy