MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 4.345 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, davacının 05/07/2005 başlangıç tarihli, kiraya veren davalı, kiracısı dava dışı ... olan kira sözleşmesini kefil olarak imzaladığını, davalının kiraların ödenmediği gerekçesi ile icra takibi başlattığını, davacıya da kefil olduğundan ödeme emri gönderildiğini, kendisini borçlu sanarak itiraz etmeyen davacının 06/05/2010'da haciz korkusu ile borcu icra dosyasına ödediğini, ancak kira sözleşmesinin süresinin 1 yıl olduğunu, davacının kefilliğinin 05/07/2006 tarihinde son bulduğunu, borçlu olmadığı bir parayı icra baskısı nedeni ile ödemek zorunda kaldığını belirterek ödenen paranın faizi ile davalıdan tahsiline ve borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının icra takibine itiraz etmediğini, ödeme süresi içinde borcu ödediğini, kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünün 16.maddesinde; "kiracı kiralananda kaldığı sürece kefilin kefaleti devam eder" şartı gereğince davacı kefilin borçtan sorumlu olduğunu, borcu kendi rızası ile ödediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece davacının irade serbestisi ile imza etmiş olduğu bu şarta dayanarak icra takibinde borcu ödedikten sonra bu maddenin geçersizliğinden bahisle ödediğini geri istemesinin sözleşme şartlarına ve iyiniyet kurallarına uygun olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.İİK. 72/7.maddesinde; "Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren 1 sene içinde umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir" düzenlemesi bulunmaktadır.BK.484.maddesine göre; kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde düzenlenmesi ve kefilin sorumlu olacağı miktarın açıkça gösterilmesi zorunludur.12/04/1944 tarih ve 14/13 sayılı içtihadı birleştirme kararında da sözleşmede kefilin ödeyeceği muayyen bir miktarın gösterilmiş olup olmadığının ve sözleşme içeriğinden böyle muayyen bir miktarın anlaşılmasına olanak bulunup bulunmadığının hakim tarafından re'sen gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir.Yazılı şekilde düzenlenmiş süresi ve ödenecek kira paralarının miktarı açıkça gösterilmiş bir kira sözleşmesini kiracının kefili sıfatıyla imzalayan kişi sözleşmede gösterilen kira süresi boyunca kiracının ödemekle yükümlü bulunduğu kira paralarından kefil sıfatıyla kiralayana karşı sorumludur. Zira, böyle bir durumda kefilin sorumluluğu süre ve miktar itibariyle bellidir, kefil sorumluluğunun kapsamını ve sınırlarını bilmektedir.Kira süresinin 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanunun 11.maddesi gereğince uzadığı hallerde, uzayan kira süresi bakımından kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için öncelikle bu hususun (kefilin sorumluluğunun uzayan dönem için de devam edeceğinin) sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması gerekir. Bunun yanında kefilin uzayan dönemdeki sorumluluğunun azami hangi süreyle ve hangi miktarla sınırlı olacağının açıkça gösterilmiş olması da şarttır. Eş söyleyişle ne kadar uzayacağı belirsiz bir kira süresine ilişkin olan ve kefili sınırsız bir sorumluluk altına sokan sözleşme hükümleri geçerli değildir. Hakim bu yönleri re'sen dikkate almakla yükümlüdür.Yukarıda ayrıntılı belirtildiği üzere davaya konu kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünün 16.maddesinde kiracı kiralananda kaldığı sürece kefilin kefaletinin devam edeceği belirtilmiş ise de; kefilin gerek sorumlu olacağı süre ve gerekse sorumlu tutulacağı azami miktar gösterilmemiştir.Görülmekte olan davada alacak isteminin konusunu oluşturan icra takibinde 05/07/2005 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesine dayanılmıştır. Ancak, tahsili istenilen kira paraları kira süresinin bittiği, 05/07/2006 tarihinden sonraki döneme (2009 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz ayları ve 2010 yılı Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ayları) aittir.Bu durumda takibe konu kira paralarından davacı kefilin sorumlu tutulmasına olanak bulunmamaktadır.
Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 22/03/2006 tarihli ve 2006/6-78 Esas- 2006/88 Karar ve 24/05/2006 tarihli ve 2006/6-346 Esas- 2006/300 Karar sayılı ilamlarında da ortaya koyulmuştur.Mahkemece tüm bu hususlar gözetilmeksizin delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu davacının süresinde açtığı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24/09/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.