MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde ve birleşen dosyanın dava dilekçesinde itirazın iptali ile inkar tazminatının faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde, davalının 01.06.2004 tarihli kira sözleşmesi ile müvekkiline ait dükkanı kiraladığını, Temmuz 2007 ile Mayıs 2009 tarihleri arasında kalan 23 aylık dönemin kirasını ödemediğini, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itiraz ettiğini belirterek; itirazın iptali ile inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir. Birleşen dosyanın dava dilekçesinde ise; davalının 2009 yılında taşınmazı tahliye ettiğini, davalının kullanımı sonunda taşınmazda oluşan hasarların delil tespiti yolu ile tespit edildiğini, davalının duvarları sözleşmeye aykırı yıktığını, eklentiler yaptığını, taşınmazı hor kullandığını, taşınmazda oluşan toplam zararın 6.840,00 TL olarak belirlendiğini, bu miktarın tahsili için başlatılan takibe itiraz ettiğini belirterek; itirazın iptali ile inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili her iki davaya karşı verdiği cevap dilekçelerinde; müvekkilinin taşınmazı 2007 yılı Temmuz ayında tahliye ettiğini belirterek davaların reddini savunmuştur. Davalı asil duruşmadaki beyanında; taşınmazın anahtarını teslim etmek için davacının yanına gittiğini, davacının kendisini kovduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece; ispatlanamadığı gerekçesi ile her iki davanın da reddine; her iki davada da %40 tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava; kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemi; birleşen dava ise; kiracının mecuru hor kullanımından doğan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davada dayanılan 01.06.2004 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Temyize konu olayda uyuşmazlık; kiracının kiralananı hangi tarihte tahliye ettiği hususunda toplanmaktadır. Türk Medeni Kanununun 6. maddesi gereğince kanun aksini emretmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispatla yükümlüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunun 190. maddesinde de bu ilke "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir" şeklinde tekrarlanmıştır. İspat yükü, ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı vakıaları ispat etmelidir. Davacı iddiasını ispat ederse, ispat yükü davalıya geçer.Somut olayda ispat yükü, sözleşmeyi kabul etmekle birlikte, kiralananı tahliye ettiğini iddia eden davalı tarafa düşmektedir. Kiralananın anahtarının usulüne uygun şekilde kiraya verene teslim edildiğini yazılı delillerle kanıtlama yükümlülüğü davalı kiracıya aittir. Zira; anahtar teslim edilmediği sürece kiralananın kiracının kullanımında olduğunun kabulü gerekir.Davalı kiralananı tahliye ettiğini bildirmekle birlikte anahtarları teslim edip etmediğini bildirmemiştir. Davacı tarafından anahtarların teslim alınmaması halinde davalının anahtarı tevdi yerine teslim edip davacıyı durumdan haberdar etmesi gerekir ki, bu gerekliliği yerine getirip getirmediği araştırılmamıştır.Mahkemece, davalının tahliye savunmasından sonra ispat külfetinin davalıya geçtiği göz ardı edilerek, davacının davalarını ispat edemediğinden bahisle her iki davanın da reddi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; davacının davalı aleyhine başlattığı icra takiplerini kötüniyetle yaptığı hususu ispat edilmiş değildir. Bu nedenle davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmiş olması da bozmayı gerektirmiştir.O halde mahkemece yapılacak iş; ispat yükü kendisine düşen davalıya, kiralananı 2007 yılı Temmuz ayında tahliye ettiğine dair elinde yazılı bir belgenin bulunup bulunmadığı sorulmalı, savunmasını ispat etme imkanı tanınmalı, hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmelidir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy