MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 8133 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacının hastane başhekimi olup, davalıların ise başka hastanelerin doktorları olduğunu, acil hekim çağrısı üzerine davacının başhekim olduğu hastaneye gelerek ameliyat ve müdahale yaptıklarını, bu müdahalelere karşılık olarak ücret aldıklarını, dava dışı Sağlık Bakanlığı tarafından davacı ve davalılar aleyhine davalıların tahsil ettikleri ücretlerin haksız olduğu gerekçesi ile dava açıldığını,açılan davanın kabul edilip kesinleştiğini, davacının bu dava sonucunda 8133 TL. ödeme yaptığını, ancak 8133 TL.’yi davalı doktorların tahsil ettiklerini, davacının herhangi bir ücret tahsil etmediğini beyan ederek, ödenen bu bedelin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen karara göre davacının 8133 TL.den sorumlu olduğu, o kararda davacının bu bedelden davalılar ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunun belirtilmediği, bu durumda davcıya iade edilecek bir alacağın söz konusu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Dosyanın incelenmesinden; dava konusu alacağa ilişkin olarak, SGK. tarafından düzenlenen raporda, davalı doktorların mesai gün ve saatleri dışında acil olmayan müdahaleler için tahsil ettikleri ücretlerin toplamının 8133 TL. olduğu, davacının da başhekim sıfatı ile davalıları hastaneye çağırdığı gerekçesi ile sorumlu olduğu belirtilmiş, kesinleşen mahkeme kararında ise, bu alacağın davacıdan tahsiline karar verilmiştir.Mahkemece hüküm tesis edilirken gerekçesinde ,dava konusu alacağa ilişkin olarak kesin hükmün bulunduğundan bahsetmiştir.Usul kuralları gereğince kesin hükmün varlığından söz edilebilmesi için, her iki davanın da dava konusunun, dava sebebinin ve taraflarının aynı olması gerekir. Diğer yandan bir dava sonucunda verilen kesin hüküm ancak o davanın tarafları arasında kesin hüküm teşkil eder. Üçüncü kişiler hakkında kesin hüküm oluşturmaz.Somut olayda, mahkemenin kararına dayanak yaptığı davanın tarafları aynı olmadığı gibi, dava konuları da farklıdır. Bu durumda kesin hükmün varlığından söz etmek mümkün değildir.Öyle ise mahkemece bu ilke ve esaslar gözetilerek, davacının davalılara rücu etmek istediği dava konusu alacağın, kim tarafından tahsil edildiği, davacının bu miktardan sorumlu olup olmadığının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,15/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy