MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde suya vaki el atmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. Davacı vekili; yaklaşık 25 yıl önce davacının eşi ...' ın davalının babası ...'a “sahibi olduğu 140 ada 1 parsel nolu taşınmazın batısında ve sınıra yakın noktasında kaynak suyu bulunabileceğini, suyu yeryüzüne çıkarabileceğini ve sudan faydalanmak için bir çeşme inşa edilebileceğini söylediğini”, ...'ın da bu teklifi kabul ettiğini, bu ortak karardan sonra yeryüzüne çıkarılan suyun çeşmeye getirildiğini ve çeşmenin umumun kullanımına bırakıldığını, ayrıca davacının kendi tarlasına yer altından döşediği bir boruyla umumun kullandığı çeşmeden artan suyu götürdüğünü ve tarımda kullandığını, bu olaydan sonra aralıksız ve nizasız bu durumun sürdüğünü, davalının, su borularını kırdığını beyanla davalı tarafın suya vaki müdahalesinin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; çeşme ve kaynağın davalıya ait 140 ada 1 parsel içerisinde yer aldığını ve bu nedenle üzerindeki tüm mülkiyet haklarının davalıya ait olduğunu, irtifak hakkının da bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.Davacı taraf kendi kullanımı yönünden olan talebinden vazgeçmiş, davalının arazisindeki su kaynağını umumun kullanılmasının davalı tarafından engellenmesinin sonlandırılmasını istemiştir.Mahkemece, TMK 756.madde hükümlerine göre kaynak arza bağlı olup bu kaynaktan faydalanmak ancak kaynağın içinde bulunduğu taşınmazın sahibinin iznine bağlıdır. Dosya kapsamından anlaşıldığı gibi kaynaktan çıkan su boru ile çeşmeye ulaşmaktadır. Bu durumda suyun kendiliğinden yoğun bir biçimde aktığını kabul mümkün değildir. Üstelik yargılama sürerken davalı eski çeşmenin yakınına yeni bir çeşme yaparak zımni olarak kaynağından umumun faydalanmasına rıza da göstermiştir. Açıklanan bu nedenlerle açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir “ gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. Maddesine göre; Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yer altı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.Uygulamada kaynak; “ yer altı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yer altı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yer altı suyu olarak kabul edilir.Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/2).Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20 nci maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yer Altı Suları Kanunu 1-6. madde).Yer altı suları ise genel su hükümlerine tabi olup, kadim ve öncelikli kullanım nazara alınır.O halde, davaya konu suyun yeraltı suyu olup olmadığına, yerleşik uygulamayı değiştiren davalının bu davranışının müdahale olarak kabul edilip edilmeyeceğine dair yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun bilirkişi raporu alınmadan eksik inceleme ile davanın reddi usul ve yasaya uygun görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy