MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
ASIL VE BİRLEŞEN : (1) ... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN ...
DAVACISI : ... VEK.AV. ...
ASIL VE BİRLEŞEN DOSYA(1)
DAVALILARI : ... MİRASÇILARI
... VD. VEK.AV. ...
BİRLEŞEN DOSYA ...
BİRLEŞEN DOSYA(2)
DAVACILARI : ...
BİRLEŞEN DOSYA(2)
DAVALISI : ... VEK.AV. ...
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen dosyada alacak, birleşen dosyada menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın kısmen kabulüne ve birleşen davaların reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; üçüncü kişiler adına tapulu taşınmazı, kendi hissesi bulunduğu, diğer hissedarların da adına hareket ettiğini söyleyen davalıdan özel parselasyon numarası ile 25.10.1986 tarihinde satın ve teslim aldığını, ancak taşınmazın üçüncü kişiler adına tescil edildiğini, bu yüzden aynı taşınmazı tapu maliklerinden yeniden rayiç bedel ödeyerek satın almak zorunda kaldığını bildirerek taşınmazın rayiç değeri ile, tapuyu alırken vakıf şerhi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı taviz bedelinin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...ekili cevap dilekçesinde; zamanaşımına uğradığını, davacının talebinin fahiş olduğunu, taşınmazın başkasının arazisinde kalmasının kendi kusuru olmadığını, davacının tapuyu alamayacağını bildiğini, temerrüt gerçekleşmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
./..
-2-
Mahkemece verilen ilk hükümde; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin .... tarihli ilamıyla “Davacının zilyetliğinin halen devam ettiğinin davalı tarafçada kabul edildiğine göre zamanaşımı henüz işlemeye başlamamıştır. Açıklanan bu yönler gözetilerek işin esasının incelenmesi ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle bozulduğu,
Söz konusu bozma ilamı üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; mahkemece davanın kabulü ile; 76.984,00 TL’nin dava tarihi olan 29.12.2005 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı .... mirasçılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği ve hükmün davalılar tarafından temyiz edildiği, yine temyiz incelemesi neticesinde; Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin.... tarihli ilamıyla;
“1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava konusu taşınmazın dava dışı üçüncü kişiler adına tapulu iken davalı tarafından özel parselasyon numarası ile 25.10.1986 tarihinde davacıya satıldığı, dava dışı üçüncü kişi adına tapulu olması nedeniyle davacının tapu maliklerinden yeniden satın almak zorunda kaldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (....). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının ödediği satış bedelinin tapunun verilmesinin imkansız hale geldiğinin anlaşıldığı tarih itibarıyla çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, gayrimenkul fiyatlarındaki artış oranları vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücünün hesaplanması gerekir. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda, davacının ödediği satış bedelinin dava tarihi itibarıyla denkleştirilmesi yapılırken, taşınmazın satıldığı 1986 yılı ile dava tarihi olan 2005 yılı verileri ortalaması alınarak hesap yapılmış, aradaki yıllara ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Buna göre, 1986 yılından dava tarihine kadar geçen süreçteki ekonomik verilerdeki değişkenlik ödenen miktarın denkleştirilmesine yansıtılmamış olup, karara esas alınan bilirkişi raporu, dairemizin yerleşik denkleştirme emsallerine uygun değildir. Bu durumda mahkemece yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak, davacının 1986 tarihinde ödediği
./..
-3-
bedelin az yukarıda izah edilen ekonomik etkenler 1986 dan 2005 yılına kadar her yıl itibarıyla esas alınarak, dava tarihine kadar getirilerek ulaşacağı değerin bulunup sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle bozulduğu, bozma kararı üzerine mahkemece dosyanın temyize konu esasa alındığı anlaşılmaktadır.
İkinci bozma ilamından sonra davacı vekili tarafından açılan ve işbu dosyayla birleştirilen dava (....) dilekçesinde; asıl davada talep edilen bedelin bilirkişi incelemesi neticesinde; 76.984,00 TL olduğunun belirlendiğini, daha sonra bozma sonrası hazırlanan bilirkişi raporunda bedelin 122.985,13 TL olarak tespit edildiğini, asıl davada ıslah hakkının kullanılması nedeniyle işbu davada taleplerinin bulunduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla; şimdilik 46.001,13 TL nin 29/12/2005 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Aynı şekilde ikinci bozma ilamından sonra davalılar vekili tarafından açılan ve işbu dosyayla birleştirilen dava (...) dilekçesinde; “asıl dosyanın Yargıtay'da temyiz incelenmesi safasında iken; müvekkillerinin murisi .... ortakları arasında bulunduğu ....'nde bulunan ve müvekkillerinin murisine ait kişisel eşya ve evraklar kendilerine teslim olunduğunu, müvekkillerinin söz konusu evraklarını incelemeleri sırasında davalının ve müvekkillerinin murisi ...arasında imzalanan ve diğer davanın konusu makbuzun dayanağını oluşturan 13/08/1986 tarihli sözleşmeyi bulduğunu, Yargıtay Mahkeme kararını kısmen bozarak iade ettiğini, ve davanın halen derdest olduğunu, tüm bu sebeplere binaen mevcut hali ile 20.000,000 TL miktarı üzerinden karara bağlanan davada borcun 20.000.000 TL olmadığının 2.300.000 TL olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; asıl ve birleşen iki davanın birlikte yargılaması neticesinde; asıl dava yönünden; davanın kısmen kabulü ile 39.703,76 TL'nin dava tarihi olan 29/12/2005 tarihinden itibaren, asıl davanın davalılarından müşterek ve müteselsilen tahsili ile asıl davanın davacısına ödenmesine, birleşen diğer iki davanın ise reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ödenen paranın denkleştirici adalet ilkesi gereğince iade edilmesi suretiyle haksız değer kaymalarının önlenmesi amaç edilmiştir.
Somut olayda; sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle bedelin iadesine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
./..
-4-
Ancak; denkleştirici adalet uygulanırken Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları ve davaya konu Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin ...Karar, 17/11/2011 tarihli ilamı gereğince, 1986 tarihinde ödediği bedelin 1986 dan 2005 yılına kadar her yıl itibarıyla esas alınarak, dava tarihine kadar getirilerek ulaşacağı değerin çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ,gayrimenkul fiyatlarındaki artış oranları vs.) ortalamaları alınmak suretiyle belirlenmesi ve bu yöntemle belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise; denkleştirici adalet ilkesi uygulanırken, dolar, cumhuriyet altını, .... ve memur maaş artışlarının birim değer olarak kullanılarak belirlendiği, belirlenen bedelin, bu şekilde ... benimsenen denkleştirici adalet ilkesine uygun birim değerleri içeren hesaplama yapılmadığı görülmektedir.
O halde; mahkemece; uzman bilirkişi aracılığı ile 1986 tarihinde ödediği bedelin 1986 dan 2005 yılına kadar her yıl itibarıyla esas alınarak, dava tarihine kadar getirilerek ulaşacağı değerin çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, gayrimenkul fiyatlarındaki artış oranları vs.) ortalamaları alınmak suretiyle belirlenmesi ve bu yöntemle belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; dava ve birleşen 1. Dava davalıları(birleşen 2. dava davacıları) vekilinin vekalet ücretleri yönünden temyiz incelemesinde; asıl dava yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen reddedilen kısım yönünden vekalet ücretine hükmedilmemesi ve birleşen 1. dosyada (.. ...) davanın esastan reddedilmesine rağmen usulden reddedildiği belirtilerek nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
...
Full & Egal Universal Law Academy