(4721 S. K. m. 6)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalılardan ...'a birlikte iş yapmak, diğer davalı ...'a ise, davalının işletmecisi olduğu ..... ortak olmak için toplamda 160.000TL para verdiğini; ancak, ortaklığın gerçekleşmediğini, alınan paraların da iade edilmediğini; müvekkilinin, davalılara para vermek için adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz malları sattığını, kredi çektiğini, borçlandığını belirterek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile, şimdilik 10.000TL' nin davalılara para verilmeye başlanılan tarih olan 01/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, cevap dilekçesinde; müvekkillerinin, davacı ile uzun yıllar öncesine dayanan dostlukları olduğunu, müvekkillerinden ....ile davacının .... devletinde bir şirket kurduklarını, bu ticari ilişkinin ve aralarındaki dostluğun 2011 yılının Nisan ayı itibariyle karşılıklı anlaşma ile sona erdiğini, davacı tarafın herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını; müvekkili ....n ise, belirtilen Cafe'de ortaklığı bulunmadığını, iddiaların soyut olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; dava değerinin miktarı itibariyle yazılı delille ispatlanmasının gerektiğini, sunulan belgelerde davalıların imzasının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Türk Medeni Kanununun 6.maddesi hükmü uyarınca; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir.
Somut olayda; dinlenen davacı tanığının beyanı ve toplanan diğer delillerden davacının davalılardan alacaklı olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Ancak, dava tarihi olan 30.09.2011 tarihi itibariyle, 01.10.2011 yürürlük tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun yürürlüğe girmediği, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu' nun yürürlükte bulunduğu gözönünde bulundurulduğunda; davacının, dava dilekçesinde, "her türlü yasal delil" demek suretiyle delilleri arasında yemin delilinin de bulunduğunun kabulü gereklidir.
O halde, mahkemece; iddiasını ispat edemeyen davacı tarafın yemin deliline de dayandığı gözetilerek, davalıya yemin teklif etme hakkının bulunduğunun hatırlatılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy