MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, taraflar arasında görülen boşanma davası sırasında kendisi ve çocuğu için ayrı ayrı tedbir nafakasına hükmedildiğini, verilen tedbir kararı üzerine davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının 8 aylık tedbir nafakasının ödendiğinden bahisle takibe itiraz ettiğini, yapılan ödemenin bulunmadığını belirterek; itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacı ve çocuklara her ay ödeme yaptığını, dava tarihinden sonra banka kanalı ile havale gönderdiğini, oturdukları evin elektrik, su, telefon vb. Faturalarını ödediğini, savunarak davanın reddini ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; takibe konu nafakayı karşılayan ödemeler yapılmadığını, davalının yaptığı harcamaların ahlaken yapılması gereken harcamalar kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazın iptaline ve alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, nafaka alacağına dayalı icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur.
Somut olayda, dava konusu alacak miktarı (likit) belirlenebilir olmadığı ve yargılama sonucu belirlendiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi doğru değilse de, bu hususun giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı HMK'nun geçici 3.maddesinin yollamasıyla HUMK'nun 438/7.maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte belirtilen nedenle temyiz olunan kararın hüküm fıkrasının ikinci bendinde yer alan "alacağın % 20 si 1.920,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" ifadesinin hükümden çıkartılmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK'nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy