Davacı ... ile davalılar ... vd. aralarındaki alacak davasına dair... 2.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.03.2014 günlü ve 2012/203 E.- 2014/293 K. sayılı hükmün onanması hakkında dairece verilen 25.11.2014 günlü ve 2014/11136 E.- 2014/15438 K. sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davacının kardeşleri ... ile birlikte ortak pek çok mal edindiklerini, işlerini birlikte yürüttüklerini, daha sonra 24.04.1997 tarihinde işlerini ayırdıklarını ve ortaklık döneminde edindikleri malları bölüştüklerini ortaklık döneminde taşınmazların davalıların murisi ... adına kayıtlandığını, ortak kazanç ile alınan 4415 parselin ortaklık feshedildiğinde protokolde belirtildiği gibi davacıya verildiğini, taşınmazın arsa olarak da, üzerindeki yapıların da gerçekte mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunu, davalıların hakları bulunmadığını, davalılarla birlikte taraf olunan ortaklığın giderilmesi, davasında müvekkiline mülkiyetin tespiti için dava açması yönünde süre verildiğini belirterek, 4415 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmaz ile üzerinde yapılı bulunan ev ve mandıranın mülkiyetinin davacıya aidiyetinin tespitini talep etmiş, davanın kamilen ıslahı ile de, arsa ve yapıların bedeli olan 31.973 TL'nin davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar yargılamaya katılmamış, cevap dilekçesi sunmamışlardır.
Mahkemece, ortaklığın giderilmesi davasına konu ev ve mandıranın davacı tarafından yaptırıldığı, ortaklığın giderilmesi halinde davalıların sebepsiz zenginleşeceği ancak, davacının maliki olmadığı taşınmaza inşa ettiği yapıları murisin rızası ile yaptığını, yani bunları yapmakta iyiniyetli olduğunu kanıtlayamadığı, murisin kardeşi olmasının tek başına iyiniyetli olduğunun ispata yetmediği gerekçe gösterilerek, TMK 723/son maddesi uyarınca yapılanın en az levazım değeri belirlenerek 6.700 TL'nin davalılardan tahsiline hükmedilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyizi üzerine...25.11.2014 gün ve 2014/11136 E.- 2014/15438 K.sayılı karar ile onanmış, davacı vekili bu defa karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Medeni Kanunun 722.maddesi gereğince bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.
Aynı Kanunun 723. maddesi gereğince malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.
Somut olayda, dava konusu 4415 parsel sayılı taşınmaz halen davalıların murisi ... adına kayıtlı olup, tüm dosya kapsamından taşınmaz üzerindeki evin davalıların murisi ile birlikte çalıştıkları dönemde davacı tarafından yapıldığı, daha sonra aralarında düzenlenen 24.04.1997 tarihli protokolde de evin davacıya bırakıldığının kabul edildiği, davacının bu evi davalılar murisinin bilgisi dahilinde yapıp bu evde oturduğu, bu durum karşısında 4415 parselde bulunan ev yönünden davacının iyi niyetli olduğu kabul edilerek, buna göre hüküm kurulması gerekirken, asgari levazım bedeline hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Ne var ki; mahkeme kararının sair temyiz itirazlarının reddi ile yukarıdaki gerekçe ile bozulması gerekirken zuhulen onandığı anlaşılmakla davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile.... 25.11.2014 gün ve 2014/11136 E.- 2014/15438 K.sayılı onama kararının kaldırılarak,... 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.03.2014 gün ve 2012/203 E.- 2014/293 K.sayılı kararının yukarıda açıklanan sebeplere binaen BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.03.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Davacı vekili 24.04.2012 tarihli dava dilekçesinde, dava konusu 4415 nolu parseli davacı ile kardeşlerinin ortak çalıştıkları dönemde yine ortak kazanç ile aldıklarını, arsa ve muhdesatın davacıya ait olduğunun tesbitini iddia ve talep etmiş, 13.02.2013 tarihli dilekçesi ile de parselin edinme sebebini yine bu şekilde açıklamış, arsa ve muhdesat bedelini istemiş, 27.02.2014 tarihli bilirkişi raporuna ve davanın esasına yönelik beyan dilekçesinde ise, taleplerinin kaynağının taraflar arasındaki taşınmaz harici satışından kaynaklandığını, başkasının arazisi üzerine bina yapma olmadığını, bu nedenle en az levazım değerinin davada değerlendirmeye esas olamayacağını belirttiği halde aynı dilekçede 1997 yılında tarafların adi ortaklıklarının tasfiyesi ile dava konusu taşınmazın davacıya verildiğini iddia etmiştir.
Temyiz dilekçesi ve diğer dilekçeler ile de davacı vekili adi taksim sözleşmesinde belirtilen değerleri vermek suretiyle davacının taşınmazı haricen edindiğini ve üzerine malik sıfatıyla ev ve mandıra yaptığını iddia ederek, sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince davalıya ödediği miktar taşınmazın ederi kadar olduğundan, yaptığı ödeme ve arsa üzerine yaptığı muhdesat değerinin (ev ve ahır) tamamının tahsilini istemiştir.
Davacının dayandığı 24.04.1997 tarihli protokole göre davacı ve kardeşlerinin (Davalılar murisinin de) aralarındaki, ortak malları paylaştırdıkları protokolde, “...adına olan parseldeki ev” in davacıya verildiği yazılıdır. Ancak, davacının üzerine muhtesat yaptığını iddia ettiği taşınmazın parsel numarası yazılı değildir. Kaldı ki, protokol tarihinde her ikisi adına ortak taşınmaz ve tapu kaydı, davacı tarafça kanıtlanamadığı gibi aksine dava konusu edilen 4415 nolu parselin tapu kaydı incelendiğinde de 1984 yılından beri davalılar murisi adına kayıtlı olduğu görülmektedir. Bu parsel davacı ile davalılar murisi adına protokol öncesinde veya protokol tarihinde kayıtlı değildir.
Yargılama sırasında dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından; davacı ve kardeşlerinin birlikte ev yaptırdıkları, davalı murisinin inşaat ustası ile ev yaptırmak istediklerinden bahisle konuşup anlaştığı, ayrıca davacı ve kardeşlerinin birlikte başka bir ev daha yaptırdıkları anlaşılmaktadır. Protokolde bahsedilen ancak, mevkisi de yazılmayan parseldeki evin dava konusu edilen ev olduğu da kanıtlanmamıştır. Bu durumda davacı, dayandığı protokole göre ilk iddiasını kanıtlıyamamıştır.
Ayrıca, dava konusu 4415 nolu parseli davacı ile davalı murisinin ortak iken aldıkları, evin bu dönemde yapıldığı, 1997 yılında ortaklığın feshedilip malların paylaşıldığı parselin davacıya verildiği iddiasının yanısıra, adi taksim sözleşmesin de belirtilen değeri vermek suretiyle taşınmazın haricen edinildiği ve taleplerinin kaynağının tapulu taşınmazın harici satımından kaynaklandığını da iddia eden davacı iddiaları çelişiktir.
Davacının dayandığı protokol harici satışla ilgili olmadığı gibi, bu iddia ile ilgili belge veya başka bir delil de ibraz edilmiş değildir. Davacı, ikinci iddiasını da kanıtlıyamamıştır.
Şu hale göre, davacı davalılar murisine ait parsele tamamen kendi adına ve kendi malzemesi ile tapu malikinin rızası ile ev yaptırdığını kanıtlıyamadığı gibi, harici satış iddiasını da kanıtlıyamamıştır.
Kaldı ki, ortaklık sırasında yapılmış ve 1997 tarihli fesih protokolü ile evin kendisine verildiği iddiasında samimi ise, fesih ve tasfiye davası açarak iddiasını kanıtlama yoluna gitmesi mümkün iken, bu yola gitmemiş, yıllarca beklemiş ve 2001 yılında ortaklığın giderilmesi davası açılmasından sonra farklı iddialar ileri sürerek, bu davayı açmıştır. Çelişik ve tutarsız iddialarda bulunan davacının davasında samimi olmadığı kanısına varılmıştır.
Görüldüğü gibi, davacı ileri sürdüğü tüm iddialarını kanıtlıyamamıştır. Temyiz edenin sıfatı nazara alındığında aleyhe bozma olmaması için MK.723/son değerlendirmesi ile hüküm kuran yerel mahkeme kararı temyiz edenin sıfatı nedeniyle usul ve kanuna uygun görüldüğünden Dairenin 25.11.2014 tarih ve 2014/11136 E.-2014/15438 K. Sayılı hükmün Onanması kararı yerindedir.
Bu nedenle, Sayın çoğunluğun kabul bozma görüşüne katılmıyorum. Karar düzeltme talebinin reddi gerektiği düşüncesindeyim. 31.03.2016
Full & Egal Universal Law Academy