MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait 1000 m2 taşınmazı 01.12.2002 tarihli harici satış senedi ile satın aldığını, satış bedeli olarak 2.000 TL peşin ödeme yaptığını ancak ancak davalının taşınmazı tapuda müvekkiline devretmediğini belirterek, ödenen 2.000 TL satış bedelinin 01.12.2002 tarihinden itibaren sözleşme ile kararlaştırılan %80 faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı duruşmadaki beyanında, taşınmazını harici sözleşme ile davacıya satmayı taahhüt ettiğini ve davacıdan 2000 TL aldığını, ancak o tarihte taşınmazın babası adına kayıtlı olduğunu, bu nedenle devir işlemi yapamadığını, daha sonra kardeşine vekaletname verdiğini, ancak kardeşinin taşınmazdaki tüm hisseleri kendi üzerine geçirdiğini belirtmiştir.
Mahkemece, 05.06.2012 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen 2.000 TL'nin dava tarihine kadar işleyecek yıllık %80 faizi ile birlikte 15.853,00 TL olarak davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, hükmün davalı tarafça temyizi üzerine, Dairemizin 20.11.2014 tarih, 2014/7055 esas, 2014/15365 karar sayılı ilamı ile;
"...Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Tarafların aralarında düzenlemiş olduğu 01.12.2002 tarihli harici satış sözleşmesinde; davalının ... İlçesi ... Köyü'nde bulunan 1000 m2 arsasını 2.000 TL bedel karşılığı davacıya sattığı, davalının tapunun verilememesi ve aksi bir durumda %80 faizi ile birlikte almış olduğu 2.000 TL'yi ödeyeceğini beyan ederek, sözleşmeyi tanıklar huzurunda imzaladıkları tarafların kabulünde olup, uyuşmazlık konusu değildir.
Davalı arsa sahibiyle davacı arasında düzenlenen 01.12.2002 tarihli sözleşme haricen düzenlenmiştir. TMK 706, TBK 237 (BK 213.md.), TK 26 ve Noterlik Kanununun 60 ve 89.maddeleri gereğince gayrimenkul mülkiyetinin nakliyetine ilişkin sözleşmeler resmi şekilde yapılmadıkça geçersiz olup, hukuken alıcıya her hangi bir hak bahşetmez. Bu nedenle taraflar arasında düzenlenen harici satış sözleşmesi mülkiyetin nakli bakımından geçersiz olup, taraflar aldıklarını iade ile yükümlüdür. Sözleşme geçersiz olduğundan geçersiz sözleşmeyle kararlaştırılan fer'i hükümlerinde (yıllık % 80 faiz şartınında) geçersiz olduğunun kabulü gerekir.
Zira, yasalarmızda belirtilen şekil koşuluna uyulmadan yapılan sözleşmeler kural olarak batıldır. (BK 11/2, TBK 12/2 md.). Şekle aykırılık o hukuki işlemin herhangi bir hüküm doğurmasına olanak vermez.
Bir davada ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddesini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir. (HMK 33, HUMK 76.md)
Bilindiği üzere, geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet ilkesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından yararlanılarak kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Davacının da 01.12.2002 tarihli harici satış sözleşmesine dayanarak ödediği 2.000 TL de denkleştirici adalet kuralı gereğince uyarlanması yapılarak iadesinin kabulü gerekir. Denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken de, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün taşınmazın 3.şahsa tapuda satıldığı tarihteki eş söyleyişle ifanın imkansız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Hal böyle olunca; mahkemece ödenen satış bedelinin (2.000 TL'nin) ödeme tarinden itibaren çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün TEFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, faiz ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle taşınmazın 3.şahsa satıldığı tarihteki alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde uzman bir bilirkişiden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenecek miktara hükmedilmelidir.
Mahkemece aksi yazılı düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece; bozmaya uyularak, yeniden yapılan yargılama sonucunda; bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kısmen kabulü ile, 5.404,29 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyulmakla birlikte, bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda denkleştirici adelet ilkesi gereğince davacının 2002 yılında ödediği bedelin ifanın imkansız hale geldiği (taşınmazın tapuda 3.kişiye satıldığı) 2011 yılına göre uyarlaması yapılırken, hesaplamaya esas alınan ekonomik etkenlerin, 2002 yılından 2011 yılına kadar her yılki artış oranlarının ödenen bedele yıllık olarak uygulanması şeklinde artırım yapılması gerekirken, 2002-2011 arası 10 yıllık toplam artış oranının tek seferde ödenen bedele uygulanması sureti ile hesaplama yapılması doğru değildir.
. Buna göre mahkemece; davacının 2002 yılında ödediği bedelin ulaşacağı alım gücünün, ödeme tarihinden (2002 yılından) ifanın imkansız hale geldiği tarihe (taşınmazın tapuda 3.kişiye satıldığı 2011 yılına) kadar, çeşitli ekonomik etkenlerin (azalan alım gücünün)(enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.)ayrı ayrı yıllık artış oranlarının, yıllık bazda uygulaması ve sonucunda tüm etkenlere göre belirlenen bu bedellerin ortalamasının alınması sureti ile ulaşacağı alım gücünün yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında, önceki bilirkişi dışında oluşturulacak uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlemesi ve bu miktara hükmedilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy